Honore De Balzac tarafından yazılmış en güzel aşk mektupları

“Kendini arasına dahil etmediğin iki fikri bir araya getiremem.”

Honoré de Balzac (20 Mayıs 1799 – 18 Ağustos 1850), karmaşa dolu aşk hayatı ile olduğu kadar edebi mirasıyla da bilinir. Yirmi üç yaşında, bir kadına aşık olmuştur. Bu kişi, Balzac üzerindeki yaratıcı ve entelektüel etkisi ve tomurcuklanan sesini şekillendirmede derin bir tesiri olan “la Dilecta” olarak bilinen, kendi yaşının neredeyse iki katı kadar bir kadın olan Berny’dir. 1832’de ayrıldıklarında, daha sonraları Langeais Düşesi’liğinde yerilerek resmedildiği Marquise de Castries ile sıkıntılı bir ilişkiye girmiştir. O yıl, yabancı olarak adlandırdığı, evli ve Polonyalı soylu bir kadın olan Kontes Ewelina Hanska’dan bir hayranlık mektubu almıştır. Aralarında on yedi yıl süren tutkulu bir bağa hızla tırmanan yoğun bir yazışma başlamıştır. İkisi yaşadıkları süre boyunca yalnızca iki kez bir araya gelmiştir: bir kez tanıştıklarının ertesi yılı İsviçre’de ve bir kez de 1835’te Viyana’da. Ewelina’nın kocası öldüğünde Balzac onunla evlenmeye yemin etmiştir. Kont, 1842’de vefat etmesine rağmen, Balzac’ın kötü mali durumu çiftlerin evlenmesini engellemiştir. Zaten ölümcül derecede hasta olduğu 1850 yılının Mart ayında, Balzac’ın Paris’te ölmesinden beş ay önce, ikisi nihayet evlenmiştir.

Sevgi ve sabrın zarif ve kalıcı bir zafer şarkısı olan yazışmaları, Honoré de Balzac’ın Madam Hanska’ya Mektupları’nda toplanmıştır. İşte küçük ama lezzetli bir çeşni:

Honoré De Balzac’ın Ewelina Hanska’ya Mektubunda Yazdıkları

 

Haziran, 1835

Sevgili meleğim,

Neredeyse delirmek istediğim kadar, sana kızgınım: Kendini onların arasına sokmadığın iki fikri bir araya getiremem. Artık senden başka hiçbir şey düşünemiyorum. Kendime rağmen, hayal gücüm beni taşıyor. Seni yakaladım, seni öpüyorum, seni okşuyorum. En aşk dolu okşamaların binlercesi beni ele geçiriyor. Her zaman içinde olacağın kalbim gibi… Şu anda da fazlasıyla oradasın. Orada sana dair nefis hislerim var. Ama Tanrım, beni nedenimden mahrum edersen, benim için ne olacaksın? Bu, bu sabah beni korkutan bir monomania (sabit fikir, saplantı). Her an ayağa kalkıp kendime şunu söylüyorum, “Gel, oraya gidiyorum!”. Sonra yükümlülüklerimin duygusuyla hareket edip tekrar oturuyorum. Korkunç bir çatışma var. Bu bir hayat değil. Daha önce hiç böyle olmadım. Her şeyi mahvettin. Seni düşünürken kendimi aptal ve mutlu hissediyorum. Bir anda bin yıl yaşadığım lezzetli bir rüyada koşuşturuyorum. Ne korkunç bir durum! Sevgiyle aşmak, her bakışında sevgiyi hissetmek, yalnızca sevgiyle yaşamak ve kendini kederlerin tükettiğini görmek ve binlerce örümceğin ağına takılmak… O, sevgilim Eva, bunu bilmiyordun. Kartını aldım. Benden önce orada ve şimdi sanki buradaymışsın gibi konuştum. Seni dün gördüğüm gibi görüyorum, çok güzel, şaşırtıcı derecede güzel. Dün, bütün akşam boyunca kendi kendime “O benim!” dedim. Ah! Cennet’te melekler benim dün olduğum kadar mutlu değiller!

Bu mücevher aynı zamanda Tüm Zamanların En Büyük 50 Aşk Mektubu‘nda bize Virginia Woolf ve Vita Sackville-West’in nefes kesen aşk mektuplarını da sunan muhteşem ciltte bulunmaktadır. Nabokov, Mozart, Beethoven, Cézanne ve Einstein‘ın aşk mektuplarıyla birlikte bir tamamlayıcıdır.

***

1 Ağustos, 1833

Mektubuma cevap verme fırsatı bulamadan geçen on iki gün! Hayatımın nasıl olduğunu buradan anlayabilirsin. Durup dinlenmeye mahal vermeyen sürekli bir mücadele. Alçaklar! Şiirsellik namına neleri yok ettiklerini bilmiyorlar.

Yarım hakkımdaki dava karara bağlanacak. “Avrupa Edebiyatı” ulusal muhafızların bir askeri tarafından bir ahırda köylünün birine anlatılan “İmparatorun Hikayesi” (Köy Hekimi’ndeki bölümlerden biri) bölümünü alıntılamış. Hah! Ve işte geçen hafta benden çalan, iznim olmadan yazılarımı basan ve bu iş sayesinde yirmi binden fazla kopya satan fırsatçılar! Hukuku büyük bir titizlikle kullanabilirdim, ancak bu bana yakışmaz. Onlar beni, zavallı bir adamı, ne benim ne de eserimin adını kullanarak ve tek bir söz dahi etmeden soyuyorlar; ünümü ve iki kuruşluk kazançlarımı çalıyorlar, beni öldürüyorlar! Bir gün tüm bu serzenişlerin sebebi olan ve yüzlerce gazetenin çoğalttığı o devasa bölümü okuyacaksın. Arkadaşlarımın dediğine göre Fransa’nın bir ucundan öbürüne uzanan bir hayranlık dalgası uyanmış. Bir de işin tamamının nasıl bir etki yaratacağını düşün!
Bu mektubun yanında sana önceden yazdıklarımdan tam olarak yanmamış bir karalamayı da gönderiyorum.
Geçen ayın 19’undan beri yalnızca dertler, sıkıntılar ve zahmetlerle boğuşuyorum. Bu mektubu bitirmek için gecemin bir kısmını ayırdım ve bunu hoş bir mola olarak değerlendiriyorum.

Bir hafta içinde “Güldürücü Hikayaler”in üçüncü bölümünü ve harika bir tarihi roman olan “İmtiyaz”ı huzur içinde bitirebilmek için şehre gideceğim. Her zaman çalışmak! Sanırım sen de bahsettiğim üçüncü bölümü yanakların kızarmadan okuyabilirsin, çünkü tamamen sade ve berrak bir biçimde yazıldı.
“Köy Hekimi”yle ilgili mektubunu büyük bir gerginlik içinde bekliyorum. En kısa zamanda bana onu nasıl bulduğunu ve neler hissettiğini yazmalısın.

Tanrım! Sana düşüncelerimin binlercesinden daha bahsedebilirdim, ancak beni çağıran ve emirler veren merhametsiz bir işim var. Lütfen cömert ol ve bana yaz, bu görünüşte sessiz geçen günler için bana çok kızma, çünkü kalbim yalnızca senin için konuşuyor. Eğer gece vakti mumunun alevinde bir parlama yakalarsan bu küçük ışığı dostunun düşüncelerinin bir ifadesi say. Eğer şöminenin ateşi cızırdarsa beni, seni sık sık düşünen bu adamı düşün. Evet, sen ve ben bizim için hemen hemen imkansız olan bir değişimi umarken kendine sözlerinin hafızamda sadece yankılanmakla kalmadıklarını, orada yer ettiklerini; Paris’in en ücra köşelerinden birinde seni tüm düşlerinin içinde yaşatan, tüm düşüncelerini senin üzerinde toplayan, kimi zaman lütuflarınla mutlu ettiğin ancak geri kalan zamanlarda üzgün olan ve seni yanında isteyen biri olduğunu düşünerek hayallere dal.

***

6 Ekim, 1833

Aşkımız her zaman daha adil, daha taze, daha zarif, çünkü gerçek bir aşk ve bu gerçek aşk her geçen gün artıyor.

Bu, yıldan yıla kalpte büyüyen, avuçlarını ve dallarını uzatan, her mevsim görkemli demetlerini ve büyüleyici kokusunu ikiye katlayan güzel bir bitki;

ve sevgili hayatım, bana her zaman tekrarla, hiçbir şeyin kabuğunu veya narin yapraklarını zedeleyemeyeceğini, hem sevilen, özgür, özen gösterilen kalbimizde, hem de hayatımızda bir yaşam gibi büyüyeceğini söyle…

***

13 Ekim 1833, Paris

Sevgili aşkım, sana yazalı neredeyse üç gün oldu ve eğer benim sevgili eşim olmamış olsaydın, bu durum gerçekten kötü olurdu. Ama işlerim çok fazla ve aşırı zor! Zavallı meleğim, yaşadığım zorluklardan bahsetmektense, ruhumda sana karşı olan güzelliklerden konuşmayı tercih ederim. Yaşamıma gelecek olursak, zannedersem daha önce de sana söylediğim gibi sarsılmaz bir şekilde aynı. Yemeğimi yedikten sonra akşam altıda yatıp, gece yarısı kalkıp, senin de aşina olduğun masanın üzerine eğiliyor, altı yıldır beni ısıtmaya devam eden şöminenin yanında yer alan, gözünde canlandırabileceğin sandalye de otuyor ve gün ortasına kadar çalışıyorum.

Sonrasındaysa iş randevularının sırası geliyor ve günlük hayatın gereklerini yerine getiriyorum; genellikle saat dörtte banyo yapıyor, saat beşteyse akşam yemeği yiyorum. Sonrasındaysa gözüm pek bir şekilde her şeye tekrardan, yeniden başlayıp çalışmaya dalıyorum ve senin de bildiğin ipek kuşaklı beyaz sabahlığımın içerisinde yaşıyorum. Zamanımdan bir iki saat çalan yazarlar da oluyor ama çoğunlukla zorunluluklarım ve kaygılarım ağır basıyor, şüphelerim tekrar yüzeye çıkıyor. Çekememezlikten, kıskançlıktan ve aptallıktan oluşan bu dünyamızda büyük bir yankı uyandıracak bir anlaşmayı tamamlama aşamasındayım. Gölgemde yürümeyi isteme cüretinde bulunanları kıskançlıktan çatlatacak. Saygı değer yayıncıları olan bir şirket 6’ya 9 boyutunda on iki ciltlik “Etudes de Moeurs au XIX Siecle”in yanı sıra “Scénes de la Vie privée”nin üçüncü basımını, “Scénes de la Vie de province”in ilk basımını ve “Scénes de la Vie Parisienne”in de ilk basımını yirmi yedi bin frank’a alacak. Bunun yanı sıra, bana bin écu borçlu olan baskıcı, bu iş sırasında borcunu ödeyecek. Böylece elimde on bin écu olacak. Bu kadarı, aylakları, çığırtkanları ve yazarları bağırtmaya yeter de artar bile! İşte, anneme olan hariç tüm borçlarımdan kurtulmuş ve yedi ay içerisinde de istediğim yere gidebilecek bir haldeyim! Eğer bu büyük iş başarıyla sonuçlanırsa, zengin olacağım! Annem için tüm istediklerimi gerçekleştirebilirim ve yaşlılığımda başımı koyacak bir yastığım, az biraz ekmeğim ve beyaz bir mendilim olabilir!

Ah sevgilim, o anlaşmayı güvenceye almak için ayarlamalar yapmam, oradan oraya koşuşturmam ve tüm gece çalıştıktan sonra sabah saat dokuz’ da dışarı çıkmam gerekiyor. Buna rağmen, yayıncılara belli bir miktar vermem gerektiği için sıkıntılarımdan gene de kurtulamayacağım. Gece nöbetlerim, çalışmalarım, benim için dünyadaki en kıymetli şeyler, belki de karşılığını alır. Bu yayıncı [Madame Charles Bechet adında] dul bir kadın. Onu daha önce hiç görmedim ve tanımıyorum da. İki taraf da imzayı atana dek bu mektubu göndermeyeceğim bu sayede mektubum sana işlerim hakkında güzel haberler taşıyabilir. Ama hala devam eden, daha önemsiz iki görüşme daha var. Açıklaması çok uzun sürer bu yüzden sadece sonuçlardan haberdar edeceğim seni.
“Aventures d’une idée heureuse”in çeyreği tamamlandı ve gerisini de bitirebilecek haldeyim. En bitmiş eserlerimden olan “Eugénie Grandet”in ise yarısı bitti. Onun hakkında içim çok rahat. “Eugénie Grandet” daha önce yazdığım hiçbir şeye benzemiyor. Madame Jules’tan sonra “Eugénie Grandet”i kibirlenmeden yazabilmek, işte bu yeteneği gösterir.

Kâğıdımızın Angouléme’de yapılamayacağını söylemiş miydim sana? Angouléme’de ki arkadaşımdan dün öğrendim bu haberi. Birkaç gün içerisinde oraya gideceğim. Bernard de Palissy’in yaşadığı banliyöyü araştırmak için Saintonge’nin başkenti Saintes’e de çabucak gitmem lazım. Kendisi, Saintes’ten dönünce Angouléme’de hızlıca yazacağım “Souffrances d’un Inventeur”un [“David Séchard”] kahramanı. Saintes Angouléme’den altmış kilometre uzaklıkta yer alıyor, tepelerin arasından gidildiğinde daha da uzak. Cotignac’ını (ayva reçelli) bizzat Orleans’tan ben getireceğim. Tours’tan şeftalilerini çoktan aldım bile. Kuyumcum sana açıkça her şeyi yazmamı uygun görene dek bekleyeceğim ama Fossin bir kral gibi, güçlü ve eğer kişi işinin doğru düzgün yapılmasını istiyorsa, sabretmek zorunda.

İçerisinde artık hüzünlü olmadığını ve o canavar İngiliz adamı anlattığın mektubunu büyük bir sevinçle aldığımı söyleyemeyeceğim. Kocalar bunun içindir; seven adam onun boynunu oracıkta kırıverirdi. Düello mu? Dilerim intikamı yüce olan Tanrı onu, ona hastalık bulaştıracak ve bin bir çeşit sıkıntıyla uğraşmasına sebep verecek bir fahişeyle karşılaştırır. O adamın karakterini göz önüne alırsak, bu dileğim çok geçmeden gerçekleşir zaten.
En azından mektubunda aşk var sevgilim. Bir önceki çok karamsardı. Tanrı aşkına, nasıl olurda bir anlığına bile olsa şüphe duyabiliyorsun ve kendini korkutuyorsun? Aklıma gelmişken, arkadaşlarım dedikodunun, muhtemelen Odessa’dan gelen bir kadını aradığım için benim İsviçre’de olduğumla ilgili olduğunu söylemek için buraya geldi. Ama iyi ki diğer insanlar Madame de Castries’i takip ettiğimi ve başkaları da Besançon’da ticari bir amaçla bulunduğumu söylüyor. Zannedersem bu randevunun arkasındaki isim, bana beş ay önce Rusya’dan mektup yazan yayıncı Gosselin. Ve son olarak başkaları da aslında Paris’ten hiç ayrılmadığımı ama beni gördükleri Sainte Pélagie (hapishane)’ye gönderildiğimi söylüyorlar. İşte burası Paris.

Sevgilim, idolüm, hoşça kal! Yine de sana üç gündür içimi kemiren, çalışırken belli bir sayfa sayısını tamamladıktan sonra kendime verdiğim molalarda düşündüğüm şeylerden bahsetmeliyim. Val de Travers’i gözümün önüne getiriyorum, beş günümü düşünüyorum ve bu düşünceler on beş dakikalık molamı neşeyle dolduruyor; en azından olayları tekrar yaşıyor gibi oluyorum. Bazı zamanlar o güzel alnın görüntüsü, sonra bir sözcük, ya da daha iyisi hiç ses çıkarmayan bir görüntü, sonra Sev…’den aydınlanmış bir ışık hüzmesi… Ah sevgilim, aşırı derece sevimlisin, ama korkuların olduğu içinde çok aptalsın. Hayır, hayır sevgili kadınım, aşkı için bir kadını cezalandıranlardan değilim ben. Ah yarım günlüğüne dahi yapabilsem, dizlerinin dibinde, başım dizlerine yaslı kalırdım. Yavaşça ve zevkle sana düşüncelerimi anlatır ve bazı zamanlarda tek bir kelime etmeden, sadece elbiseni öperdim. Ah Tanrım, bir çocuğun annesiyle oynadığı gibi, benimde seninle gönlümce oynayabileceğim gün ne de güzel bir gün olurdu! Ah benim sevgili kadınım, günümün güneşi, gecemin ışığı, umudum, sevgilim, kıymetlim, tek aşkım, seni ne zaman görebileceğim? Yoksa bu bir yanılsama mı? Seni gördüm mü? Seni gördüm dememe yetecek derecede gördüm mü seni?

Ah Tanrım, o serbest aksanını, güzel ve arzu dolu sözler dökülen ağzını nasıl da seviyorum. Bunları söylememe izin ver aşk meleğim!
Ekim ayında on beş günlüğüne gelip seni görebilmek için gece gündüz çalışıyorum. Karla kaplı Jura’yı geçeceğim ama omuzları karla kaplı olan sevgilimi, kıymetlimi düşüneceğim. Ah, saçlarının kokusunu içime çekmek, elini tutmak, kollarımla seni sarmak, gücümü bu düşüncelerden alıyorum! Şu an gösterdiğim bu güçlü istek karşısında şaşkına dönen arkadaşlarım var. Ah, onlar tanımıyorlar benim sevgilimi [ma mie], saf sevgilimi, tek bakışıyla acıyı yok eden kadını! Evet, Parisli kadın ve sevgilisi birbirlerini düşündükleri için, baltanın keskinliğini hissetmeden ölmüş olmalılar!

Öpücük, derin bir öpücük gönderiyorum sana sevgilim. Hoşça kal. Bülbül çok uzun öttü; sana yazmanın büyüsüne kapılmışım, Eugénie Grandet kızıyor..


Bu içeriğimizde Honore De Balzac hakkında kısa bir bilgi ve Honore De Balzac tarafından yazılmış aşk mektuplarına yer verdik.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here