Deniz Gezmiş’in Babasına Veda Mektubu

0
79 views

68 Kuşağı, dünyayı değiştirmeye kafa takmış gençlerden oluşuyordu. Dünya’nın her yerinde değişim rüzgarları esiyordu. 68 kuşağı gençleri dünyadaki birçok değişimin öncüsü oldular ama bedelini çok ağır ödediler.

Deniz Gezmiş, Türkiye’de 68 kuşağı devrimcilerinin önde gelen isimlerinden biri. 25 yıllık kısacık hayatında, adını tüm ülkeye duyurdu. Gencecik yaşında dostlarını kaybetti ve çoğunun ölümü gözlerinin önünde oldu. Davanın bir lidere ihtiyacı vardı; işte o anda görev Deniz’e düştü.

Deniz, 1947 yılında Ankara’da doğdu. Babasının görevinden dolayı ülkeyi tanıyarak büyüme fırsatı buldu. Çocukluğu Sivas’ın Şarkışla ilçesinde geçti. Merhametli ve adaletçi yapısı bu yıllardan itibaren kendini göstermeye başladı. Çocukluğunun geçtiği yıllarda ülke sefalet içerisindeydi, Marshall yardımları ile çocuklar süt içebilmeye başlamıştı. Deniz’in gönlü arkadaşlarının süt tozu ile karın doyurmasına dayanmıyordu; elindeki harçlıklarla ekmek alır ve arkadaşları ile paylaşırdı. Hayatının en huzurlu senelerini Şarkışla’da geçirmişti, bu ilçeden ayrıldıktan sonra yalnızca bir kez geri dönmüştü: Bu dönüşünde adına ağıtlar yakılmıştı ve ağıtın adı Şarkışla olmuştu.

Deniz Gezmiş’in Babasına Son Mektubu

Çocukluğundan itibaren adaletsizliği sindiremeyen Deniz’in görüşleri, lisede daha da kuvvetlenmişti. Lisede, ileride ölümü ile sarsılacağı Mahir ile tanışmıştı. Bu dostluğun temelinde bir dava vardı: Bağımsızlık mücadelesi. Her ikisinin yolculuğu üniversitede de devam etti. Tek istedikleri koşulsuz demokrasiydi ve başka ülkelerin devletlerinden uzak durmasıydı.

Bütün dünyayı saran özgürlük dalgasının bedelleri Türkiye’de çok ağır ödendi. Gencecik çocuklar zamansız ölüyordu. Kurşuna dizilen gençlerin görüntüsü neredeyse her gün gazetelerin manşetlerindeydi. Yaptırımlar ve ölüm sayıları arttıkça gençlerin isyanı daha da büyüdü. Başta ülkedeki üniversite öğrencilerinin tutuklanması gerektiği kanaatinde olan devlet, üniversitelerdeki baskıyı arttırdıkça Deniz ve arkadaşlarının eylemleri de sertleşmeye başlıyordu.

Deniz, jandarma ve polisten kaçarken Şarkışla’da yakalandı. Yakalandığı günde dahi susmayıp iç işleri bakanına kafa tuttu. Deniz, o denli sert cevaplar veriyordu ki mahkeme salonlarında bile kimseden çıt çıkmıyordu.

16 Temmuz 1971’de Denizlerin davası görülmeye başlandı. Deniz, mahkeme salonuna çıktığı ilk günden itibaren aslında hakkında verilecek olan kararı biliyordu. Bildiği bu acı gerçek onu asla hezeyana uğratmadı. Ölümün boynuna geçirileceği güne kadar okumaya ve yazmaya devam etti. O içeride kendi savaşını verirken; babası da dışarıda oğlunu yaşatmanın yollarını arıyordu. Deniz’in babası ve tüm ailesi perişan bir haldeydi. Deniz’i yaşatmanın yollarını son ana kadar aradılar, 6 Mayıs sabahında acı dolu bir güne uyanana kadar vazgeçmediler.

Deniz, hapishanede kaldığı süre boyunca mektup arkadaşları edinip kendini içinde bulunduğu karanlıktan sıyırmayı başardı. Öldüğü gün ailesine yüzlerce mektup teslim edildi; mektupların içerisindeki en can yakıcı zarf henüz açılmamıştı. Deniz, ölümünden önce babasına metanet ve sabır mektubu yazmıştı.

Deniz Gezmiş’in metanet ve sabır yüklü veda mektubu

Deniz Gezmiş'in babasına veda mektubu
Deniz Gezmiş’in babasına veda mektubu

6 Mayıs 1972, Merkez Cezaevi

‘’Baba,

Mektup elinize geçmiş olduğu zaman aranızdan ayrılmış bulunuyorum. Ben ne kadar üzülmeyin dersem yine de üzüleceğinizi biliyorum. Fakat bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum. İnsanlar doğar, büyür, yaşar, ölürler, önemli olan çok yaşamak değil yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir.

Bu nedenle ben erken gitmeyi normal karşılıyorum ve kaldı ki benden evvel giden arkadaşlarım hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir. Benim de düşmeyeceğimden şüphen olmasın. Oğlun ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir, o bu yola bilerek girdi ve sonunun da bu olduğunu biliyordu.

Seninle düşüncelerimiz ayrı ama beni anlayacağını tahmin ediyorum. Sadece senin değil Türkiye’de yaşayan Kürt ve Türk halklarının da anlayacağına inanıyorum. 

Cenazem için avukatlarıma gerekli talimatı verdim. Ayrıca savcıya da bildireceğim, Ankara’da 1969’da ölen arkadaşım Taylan Özgür’ün yanına gömülmek istiyorum. Onun için cenazemi İstanbul’a götürmeye kalkma. 

Annemi teselli etmek sana düşüyor, kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum, kendisine özellikle tembih et, onun bilim adamı olmasını istiyorum; bilimle uğraşsın ve unutmasın ki bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir. Son anda yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir, seni, annemi, ağabeyimi ve kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşi ile kucaklarım. 

Oğlun Deniz Gezmiş’’

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here