Fyodor Dostoyevski
Fyodor Dostoyevski

Yeteneği ile dünya edebiyatı sayısız klasik kazandırmış olan Dostoyevski, hayatını zorluklar içerisinde geçirdi. Kimi zaman maddi olan bu zorluklar çoğunlukla yerini öfke nöbetlerine bırakırdı. Çocukluğundan itibaren çevresindeki herkes tarafından sinirli karakteri ile tanınıyordu.

Dostoyevski Hayatı: Kısa Bir Bakış

Dostoyevski’nin öfke nöbetleri elbette durduk yere ortaya çıkmıyordu; hiçbir çocuk nedensizce dünyaya bu kadar öfke duyamazdı. Fyodor Dostoyevki 30 Ekim 1821 yılında Moskovo’da dünyaya geldi. Dışarıdan bakıldığında oldukça güzel bir aileye sahipti; doktor olan bir baba ve zengin bir aileden gelen kültürlü anne. Oysa dışarıdan bakıldığında yanıltıcı olan her şey gibi Dostoyesvki’nin ailesi de yanıltıcıydı. Dostoyevski’nin annesi çok hastaydı; eşinden şiddet gören ve geçmiş günlerini özleyen bu kadın, hastalığı yüzünden genç yaşında öldü. Babası, düzenli maaşı olan bir doktordu, ailesine düzgün bir muhitte ev tutabilecekken çalıştığı Yoksullar Hastanesi’ne ait bir evde kalmayı tercih etmişti. Dostoyevski’nin babasının parayı harcayacak daha önemli zevkleri vardı: Alkol ve başka kadınlar. Babası daima sarhoş olan Dostoyevski’nin annesi eşinin hallerini gördükçe daha da perişan oluyordu.

Babasının sinirli yapısı ve alkol alışkanlığı ev içindeki şiddeti de beraberinde getiriyordu. Annesi ölünce Dostoyevski’ye yönelen şiddet daha da arttı; artık fiziksel ve psikolojik şiddet dayanılmaz bir noktaya gelmişti. Dostoyevski babasından nefret etse de onun isteği üzerine Petersburg’daki mühendislik okuluna gitmeyi kabul etti; evdeki şiddet ortamından kaçmak eline geçen bu fırsatı değerlendirdi. Evdeki şiddetten kaçan Dostoyevski, kendisini oldukça katı kurallara sahip bir okulda buldu. Psikolojik şiddetin ve katı kuralların geçerli olduğu bu okul, onun hayattan uzaklaşma isteğini tetikledi.

Çocukluğu boyunca hiçbir arkadaşı olmamıştı. Hayatında şiddet unsuru eksik olmayan yazar artık insanlarla iletişim kurmayı dahi reddediyordu. Sınıf arkadaşları, onu köşesine çekilip kitap okuyan bir suret olarak hatırlıyorlardı, hiç kimsenin onunla dişe dokunur bir anısı yoktu.

Okulu bittiğinde, Dostoyevski hayatta ilk defa kendisi için bir karar verdi. Babasının onu zorla gönderdiği okuldan mezun olduktan sonra mühendislik yapmadı ve yazarlığa başladı. Maddi sıkıntılar artık hayatının merkezine oturmuştu. Çocukluğunda, sahip olduğu tüm maddi gücü alkole harcayan babası, elbette ona bu idealinde destek çıkmamıştı. Küçücük bir odada çeviriler yaparak para kazanan bu genç adam, ay sonunu hiçbir zaman cebinde para ile göremiyordu. Babasından maddi destek istese de tüm istekleri yanıtsız kaldı.

Maddi zorluklar yaşayan genç adamın içe kapanık ruh hali artık hastalıklı bir boyuta ulaşmıştı. Odasından çıkmadan günlerini geçiriyordu ve okumak için zar zor kitap alıyordu. İşte tam da bu dönemde babasına tarihe geçecek bir mektup yazdı. Mektup hakaretlerle doluydu. Hayatını inceleyen kişiler, bu mektuptan yola çıkarak, onun hayatı hakkında birçok ipucu yakaladı. Aile ortamında tanıştığı şiddet artık onun da karakterinin bir parçası olmuştu. Sara hastalığına sahip olan Dostoyevski’nin ilk sara nöbetini de bu yıllarda geçirmişti. Babasına olan öfkesi ve hastalığı onu içeriden öldürmeye bu yıllarda başlamıştı.

Dostoyevski, 1839 yılında şaşırtıcı bir haber almıştı. Babası aniden ölmüştü; gerisinde kocaman bir sır perdesi bırakmıştı. Onun ölümünü aslında ne kadar çok istediğini düşündükçe kendisini suçluyordu. Sara nöbetleri bu yıllarda artık zirveye ulaşmıştı. Babasının ölümüne bu kadar sevinmeyi vicdanına bir türlü sığdıramamıştı.

Sonraki yıllarda Dostoyevski’yi edebiyat dehası yapanın sara hastalığı olduğunu ortaya koyan psikanalistler, çocukluğunda gördüğü şiddetin bu hastalığı tetiklediğini de öne sürdü. Onu bu denli başarılı bir yazar yapan aslında babasına duyduğu nefretti. Hayatını kurtaran da bitiren de aynı çocukluk anılarıydı.

Dostoyevski Hayatı: Babasıyla İlişkisine Dair İpuçları Veren o Mektup

10 Mayıs, 1838

Benim Aziz ve İyi Babam,

Oğlunun senden harçlık istemesi için sana başvurmasını bir fazlalık olarak kabul edebiliyor musun? Tanrı tanığım olsun ki bu ne kişisel ihtiyaçlarım ne de imkânsızlıkların sonucu. Herhangi bir şekilde seni nasıl soyabilirim? Onları sıkacağını bildiğim halde, kendi et ve kanıma bana bir iyilik etmelerini rica etmenin ne kadar buruk bir tadı var. Kendi kafam ve ellerim var. Özgür ve bağımsızım. Aslında senden bir kapik bile istememem gerekir. Kendimi acı fakirliğime gömmem gerek. Ölüm yatağımdan bana destek olmanı istemekten utanmam gerek aslında. Olaylara bakacak olursan seni ancak gelecekle teselli edebilirim. Gelecek ki artık uzaklarda değil ve zaman seni gerçekleriyle ikna edecek.

Şu anda kelimenin tam mânâsı ile beni anlaman için sana yalvarıyorum sevgili babacığım. Hizmet etmekteyim, istesem de istemesem de en yakın çevremin zorunluluklarına uymam gerekiyor. Neden bir istisna olayım? Böylesine istisnai davranışlar genellikle en büyük hoşnutsuzluklardan doğmaktadır. Bunu şimdiden anlamış olman lâzım sevgili babacığım. Bunun için de insanlara gerektiği kadar karışmış durumdasın. Ve bundan dolayı lütfen söyleyeceğim şeylere önem ver: Askerî Akademinin her öğrencisinin, kamp hayatı en azından kırk Ruble’ye ihtiyaç gösteriyor. (Bunu babam olduğunuz için yazıyorum. ) Bu kırk Ruble’ye çay, şeker ve saire gibi ihtiyaçlar dahil değil. Rahatım için değil, ama en zaruri ihtiyaçlarım için bunlara sahip olmam gerekiyor. Yağmurda ve rutubette bezden bir çadırda yatmak gerektiği zaman, hele insan, böyle bir havada eğitimden üşümüş ve yorgun dönerse, bir bardak çaya ihtiyacı olacak kadar hasta olabilir ki, bu son yıllarda sık sık tecrübe ile başımdan geçmiştir. Senin sıkıntılarını da göz önünde tuttuğumdan ötürü, çay ve diğer şeylerden vazgeçip, senden sadece en zaruri ihtiyacım olan on altı rubleyi istiyorum. «İki çift adi postal için. » Tekrar ediyorum, kitaplar yazı malzemeleri, kâğıtlarım, çorap ve ayakkabılarım gibi eşyalarımı bir yerde muhafaza etmem gerekiyor. Bunun için bir sandığa ihtiyacını var. Zira kampta çadırdan başka hiçbir barınak yok. Yataklarımız kılıfsız, üzerine çarşaf örtülmüş samandır. Şimdi sana soruyorum, sandığım olmazsa, nerede saklayabilirim eşyalarımı? Şunu bilmen gerekir ki, benim bir sandığımın olup olmaması hazineyi ırgalamıyor. İmtihanlar yakında biteceği için artık kitaba ihtiyacım olmayacak. Bundan böyle giyimimle ilgilenecekleri için ayakkabı vesaire istemek zorunda kalmayacağım. Oysa boş vakitlerimi kitapsız nasıl geçirebilirim? Bize verilen postallar öylesine kötü ki üç çifti, şehirde bile giyilecek olsa altı aydan fazla dayanmıyor. (Burada gerekli ihtiyaçların bir listesi var.)

Son para havalenden 15 ruble ayırdım. İşte görüyorsun sevgili babacığım, en azından yirmi beş rubleye daha ihtiyacım var. Haziran başında kamp bitiyor. Eğer oğlunun bu acil ihtiyaçlarına destek olmak istiyorsan, haziranın başında ona bu parayı gönder. Bu dileğimde ısrar etmeye cesaret edemiyorum: Fazla bir şey istediğim yok ama şükranım sınırsız olacaktır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here