Frida Kahlo; “Kötü Günümde Yanımda Olmadığın Zaman Vazgeçtim.”

BİR AŞKTAN NASIL VAZGEÇİLDİĞİNİ ANLATAN MEKTUP

‘’Diego,
Hiçbir şey ellerinle kıyaslanamaz, hiçbir şey gözlerinin altın-yeşili gibi değil. Vücudum günlerdir seninle dolu. Sen gecenin aynasısın. Şiddetli bir şimşek çakışı. Toprağın nemi. Koltuk altlarının oyuğu benim sığınağım. Parmaklarım kanına değiyor. Tüm sevincim çiçek-çeşmenden fışkıran hayatı.’’

Biz, Frida Kahlo’yu bunun gibi her satırı aşk dolu mektupları ve muhteşem tabloları ile tanıdık. Ona, bu mektupları yazdıran aşk birkaç yıl sonra; sanatın acı sahibi kadınına, dünyanın en dokunaklı ayrılık mektubunu yazdıracaktı. Diego’ya olan aşkı senelerdir çektiği acının çok üstündeydi, ancak aşkı kendisini zehirlemeye başladığında vazgeçmekten korkacak bir kadın değildi.

‘Bir fahişe olarak doğdum!’ diyebilen bu özel kadın, dört kız çocuk sahibi bir ailenin üçüncü çocuğu idi. Bir erkek çocuğu gibi büyütülmüştü ama; o, hiçbir zaman eserlerinde kadın haklarını anlatmaktan vazgeçmemişti. Çocukluğunda geçirmiş olduğu kazadan dolayı, her zaman bir acı ile yaşamak zorunda kalmıştı. ‘Tahta bacak Frida’ lakabını utanmadan taşıdı. Kürtaj hakkını, kadın haklarını ve feminizmi savunmaktan asla vazgeçmedi.

Sanatla hayata tutunmuştu. Fotoğrafçı olan babası, Frida kaza geçirdikten sonra, yatağa bağımlı hale gelince onu hayata bağlamak için; ona, bir tuval ve resim malzemeleri aldı. Frida, ilk resimlerini yatağında çizmeye başladı. Hayat, onun için sanatla anlam buluyordu. Eserlerinde aşkı işlemeye başladığı zamanlarda Diego ile beraberdi.

Ailesi, Diego ile birlikte olmasına karşıydı. Diego bir komünist idi. Herkes, aşkları ve mutlulukları başarısız olsun istemişti. Diego’nun sadakatsizliğinin en can yakıcı tarafı, Frida’nın kardeşi ile birlikte olması olmuştu. Bu ihaneti sineye çekemeyen Frida’da da Diego’yu aldatmıştı. Ruhunda derin yaralar açan bu adama aşıktı, ancak bu adamı hayatını mahveden ikinci kaza olarak tanımlamıştı. Birbirlerine aşık bu çift çok çalkantılı bir ilişki içindeydiler. Frida, anne olmayı çok istemesine rağmen bu ev ortamında çocuk yapmak istemedi ve çocuğunu aldırdı. İkisi de gün geçtikçe birbirlerini mahvetmeye başladılar. Bu mahvetme süreci bir boşanma ile sonuçlandı. Frida şimdi hem fiziksel hem de ruhsal bir ağrı içindeydi ve bu eserlerine yansıdı.

Diego ve Frida’nın aşk hikayesi bütün ülkeyi sarmıştı. Aşk hikayelerinin kulaktan kulağa dolaştığı sıralarda yeniden evlendiler. Birbirlerine karşı olan sadakatsizliklerini affettiler. Acıları vardı ama aşkları daha büyüktü. Frida, bu dönemde muhteşem eserler ortaya koydu. Eserleri bu dönemde tüm dünya tarafından tanındı. Aşk onu iyileştirmişti, Picasso’nun da katıldığı sergileri sayesinde eserleri hızlıca satılıyordu. Tahta bacak lakaplı bu kadın artık dünyaca ünlü bir ressamdı. Bu dünyaca ünlü ressamın ağrıları gittikçe artıyorken sevdiği adam onu yalnız bırakmıştı. Frida’ da, yalnız kaldığı bu dönemde Diego’dan son kez vazgeçti ve ona bu vazgeçiş mektubunu yazdı. İşte o satırlar:

“Kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim.

Canın sıkıldığında benimle paylaşmadığını, kırılacak veya tedirgin olacak olsam bile düşüncelerini açıkça söylemediğini anladığım zaman vazgeçtim.

Bana yalan söylediğini anladığım zaman vazgeçtim.

Gözlerime baktığında kalbinle bakmadığını ve bana hala söylemediğin şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim.

Her sabah benimle uyanmak istemediğini, geleceğimizin hiçbir yere gitmediğini anladığım zaman vazgeçtim.

Düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim.

Ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim.

Sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın için vazgeçtim.

Tablolarımda artık kendimi mutlu çizemediğim ve tek neden sen olduğun için vazgeçtim.

Bencil olduğun için vazgeçtim.

Bunlardan sadece bir tanesi senden vazgeçmem için yeterli değildi, çünkü sevgim yüceydi.

Ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım.

Bu yüzden ben de senden vazgeçtim.”

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Mektup