Goethe’nin Mektuplarla İntihardan Kaçışı

Her zaman gerçekleşmiş intiharların mektuplarını okumazsınız, gerçekleşmemiş olanları da okursunuz. Johann Wolfgang Von Goethe’nin, Genç Werther’in Acıları adlı kitabından söz ediyoruz.
Goethe, Alman edebiyatçı, doğa bilimci ve siyaset insanıdır. En bilinen eseri, bir şaheser olan Faust adlı oyun olan Goethe, yirmi beş yaşında başta kendi yaşadığı ülkeyi ardından bütün dünyayı intihar salgınına sürükleyen bir kitap yazar. Kitabın etkisi o kadar büyüktür ki gençler kitabın kahramanı Werther gibi giyinmeye başlamışlardı. Bütün dünyada sokaklar mavi ceket ve sarı pantolon giyen gençlerle dolup taşıyordu. Kitabın etkisinin ne kadar büyük olduğunu gösteren etmen bu değildi pek tabii; kitabı okuyan gençlerin intihar etmeye başladığı gözlemlendi. Bir süre sonra Genç Werther’in Acıları kitabı birçok ülkede yasaklanmıştı. ‘’Werther Salgını’’ olarak adlandırılan bu salgıdan kaçmanın tek yolu kitabı yasaklatmak olmuştur.

Genç Werther’in Acıları gibi derin etkilere sahip bu kitabın etkileyiciliği, elbette yazarının güçlü kaleminden kaynaklanıyor. İddia edilen odur ki; Goethe bu kitabı yazdığı sıralarda kendisi intihar etmeyi düşünüyormuş. Kendisi intihar etmemiş bu kitabı yazarak hayata tutunmuş, kendisi hayata tutunurken duygularını o denli yoğun olarak okuyucularına aktarmış ki dünyada bir intihar salgını yaratmayı başarabilmiş.
Kitabın tamamı mektuplardan oluşmuştur. Bu sayede, olan olayları kahramanın bakış açısından bakarak görürüz. Bu yazım taktiği belki de Goethe’nin içini daha rahat dökmesini sağlamıştır. Kitabın ana karakteri olan Werther, aydın bir insandır. Werther, şehrin bunaltıcı yaşamından ve şehrin onda yarattığı ruhsal çöküntüden kaçarak kırsala sığınan bir gençtir. Burada soylu bir ailenin kızı olan Lotte’ye aşık olur. Werther’in büyük aşkı karşılıksız değildir ancak imkansızdır. Lotte, Werther’i tanıdığında yine soylu bir ailenin çocuğu olan Albert ile nişanlanmıştır. Kitaptaki mektuplarda zaman zaman Albert ve Werther’ in bir araya geldiği zamanlara tanık oluruz, Werther bu anları dişlerini sıkmaktan acınacak hale düştüğünü söyleyerek aktarır.

Goethe’nin Werther adına yazdığı mektuplarda yaşadığı ruhsal çöküntüye dair ipuçları yakalarken bir yandan da yaşadığı dönemdeki zihniyete dair de ipuçları verir.
‘’Herkesin aynı olmadığını biliyorum ve hiçbir zaman da herkes eşit olmayacak. Fakat saygınlıklarını korumak için halktan uzak durmaları gerektiğini düşünenler en az düşmanın karşısında ölüm korkusuyla saklananlar kadar yerilmeyi hak eden kimselerdir.’’ Paragrafı ile zamanının burjuvazi anlayışına kafa tutmuştur.
Büyük ve imkansız bir aşkın nasıl başlayıp nasıl sonlandığına Werther’in mektupları ile tanık oluruz. Arkadaşı Wilhem’e yazdığı mektuplarda aşkını öyle bir anlatır ki, ilk okuyuşumuzda acısını en derinden hissederiz.
Aşkının ilk başladığı zamanları şöyle anlatır: ‘’ Lotte bir hastayı nasıl görürse; benim zavallı kalbimin de öyle görülmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu kalp, yatağında inleyen herhangi bir hastadan daha çok acı çekiyor.’’
‘’ Beni seviyor! Kendi gözümde değerim ne kadar arttı! O beni seveli sana bunu söyleyebilirim, sen bunu anlarsın kendime karşı sevgim ne kadar arttı!’’ Kasabaya büyük buhranlarla gelen Werther artık Lotte’nin aşkını hissetmeye başlamış ve bu aşkla hayat bulmuştur.

Werther’in imkansızlıklarla karşılaşması çok uzun zaman almaz. Birlikte zaman geçirdiklerinde dünyanın en mutlu insanı olduğunu iddia eden Werther, gerek toplum baskısına, aşkının büyüklüğüne ve arkadaşı Wilhelm’in baskılarına dayanamayarak bulunduğu yerden uzaklaşma kararı alır.
Gitme kararı alan Werther, gittiği yerde içindeki aşkla birlikte yaşamaya çalışsa da beceremez, tam anlamıyla bir tutunamayışa şahit oluruz ve hayata olan öfkesi gittikçe tırmanmaya başlamıştır: ‘’ Evet doğru, ben sadece bir gezginci, başıboş dolaşan bir kişiyim bu dünyada. Peki, siz benden başka türlü müsünüz?’’ satırları ile yaşadığı problemlerin içinde nasıl bir öfkeye dönüştüğünü gözlemleriz. Ve Werther’in sonu da bu dönüşle birlikte başlamış olur.
Goethe’nin kendi acılarından kurtulmak adına yazdığı bu mektupların her biri, ne kadar dokunaklı olsa da kitabın en son sayfalarında bulunan bütün mektuplar okuyucunun kalbinde derin yaralar açıyor.
Son mektubunun son satırları şunlardır: ‘’ İnsan ne anlaşılmaz bir varlık! En gerekli olduğu yerde bütün gücünden yoksun değil mi? Sevinçten başı dönmüş olsa da, yine dar bir çevre içinde kapalı değil midir? Sonsuzluklar içinde kaybolup gitmek isterken de dönüp dolaşıp yine o kör ve soğuk bilince gelmez mi?’’

İlk mektubundan son mektubuna kadar, önce yaşamında başarısız olmuş bir gence, ardından imkansız aşkı ile kendi sonunu yazan bir gence tanık oluruz bu eserde. Goethe’nin kendi sıkıntılarını Werther’e yansıtarak yazdığı bu mektuplar, Goethe’nin ardında bir intihar mektubu bırakmasını engellemiştir. Kendisi bir intihar mektubu yazmamışken binlerce gence intihar mektubu yazdırmıştır. Roman, gelenekler ve sıkıcı yaşama hapsedilmiş olan on sekizinci yüzyıl gençlerin, bir manifestosu olmuştur. Günümüzde ise mektup şeklinde yazılmış romanların en etkileyicisi olarak karşımıza çıkar.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?