henry miller anais nin aşk mektubu

Henry Miller Aşk Mektupları | Henry Miller tarafından Anais Nin’e yazılmış bir Aşk Mektubu

1932 yılında, ilk kez Paris’te tanıştıktan aylar sonra ve başkalarıyla evli olmalarına rağmen, Kübalı günlük yazarı Anais Nin ve oldukça başarılı bir yazar olan Henry Miller yıllar sürecek olan son derece yoğun bir aşk macerasına başladılar ve bu süre içerisinde de tutku dolu sayısız aşk mektubu kaleme aldılar.  Henry Miller Aşk Mektupları benim naçizane fikrime göre, Miller tarafından Nin’in Louveciennes’teki evine yaptığı ziyaretinden kısa bir süre sonra 1932 yılının Ağustos ayında yazılmış olan aşağıdaki mektup bu aşkın en etkili örneklerinden birisi.

Henry Miller Aşk Mektupları

henry-miller-anais-nin
Anais Nin ve Henry Miller – Henry Miller Aşk Mektupları

14 Ağustos 1932

Anais:

Artık benden mantıklı davranmamı bekleme. Artık aklı başında olmayalım. Louveciennes’te olan bir evlilikti—bunu ret edemezsin. Oradan üzerimde senden izler taşıyarak ayrıldım; bir kan gölünde, senin saf ve zehirli Endülüs kanının gölünde yürüyorum, yüzüyorum. Yaptığım, söylediğim ve aklımdan geçirdiğim her şey dönüp dolaşıp evliliğe geliyor. Ben seni evinin hanımı, sert ifadeli bir Moor, beyaz vücutlu bir zenci kadını, teninin her bir köşesinde gözleri bulunan bir kadın, kadın, kadın olarak gördüm. Senden uzakta nasıl yaşamaya devam edebilirim bilemiyorum—aramıza giren bu mesafeler ölüm gibi. Hugo eve geri döndüğünde neler hissettin? Ben hâlâ orada mıydım? Onunla, benim yanımda olduğun zamanlardaki gibi olabileceğini hayal edemiyorum. Bacakların bitişik. Tavrın kırılgan. Tatlı ama tehlikeli bir teslimiyet. Kuş gibi bir uysallık. Benim yanımda bir kadın oldun sen. Bu değişimden adeta ürperdim. Sen yalnızca otuz yaşında olamazsın—sen bin yaşındasın.

Şimdi buradayım ama hâlâ sıcak bir şarap misali tutkuyla yanıp tutuşuyorum. Artık içimde bir bedene duyulan şehvet yok, yalnızca sana karşı içimi kemiren büyük bir açlık var. İntiharlar ve cinayetler hakkındaki yazıyı okudum ve yazılanları çok iyi anlıyorum. Bende kendimi cinayete, intihara meyilli hissediyorum. Hiçbir şey yapmadan durmanın, olaylara soğukkanlı bir şekilde yaklaşıp, mantıklı olmaya çalışmanın, sabredip beklemenin nedense ayıp olacağını düşünüyorum. Erkeklerin bir eldiven için, bir bakış için savaşıp, öldürüp, öldüğü zamanlar nereye gitti? (Arka planda bir victrola Madama Butterfly’ın “Bir gün o gelecek!” ismindeki korkunç aryasını çalıyor.)

Hâlâ mutfakta o uyumsuz, monoton Küba ağıtını söyleyişini duyabiliyorum. Mutfakta olmaktan mutlu olduğunu ve pişirdiğin yemeğin de beraber yediğimiz en güzel yemek olduğunu biliyorum. Elini yakıp yine de sızlanmayacağını biliyorum. Yemek odasında oturup sen hareket ettikçe bin bir gözle süslenmiş Tanrıça İndra gibi olan elbisenden çıkan hışırtıyı dinlemekten büyük bir huzur ve keyif duyuyorum.

Anais, önceden seni sadece sevdiğimi düşünüyordum; o düşüncenin şu an içimde hissettiğim bu kesinlik duygusuyla alakası yoktu. Yaşadıklarımız yalnızca kısa birer kaçamak olduğu için mi bu kadar mükemmeldi? Birbirimize karşı, birbirimiz için rol mü yapıyorduk? Ben daha az kendim gibi ya da daha çok kendim gibi ve sen daha az kendin gibi ya da daha çok kendin gibi miydin? Bunun devam edebileceğine inanmak çılgınlık mıydı? Sıkıcı zamanlar ne zaman ve nerede başlardı acaba? Sahip olabileceğin mümkün olan bütün kusurları, zayıf noktaları, tehlikeli yönlerini keşfedebilmek için seni öyle çok inceledim ki. Bir tane bile bulamadım—hiç. Bu da demek oluyor ki sana âşığım, kör kütük. Sonsuza dek kör kütük âşık olmaya! (Şimdi de La Gioconda’dan “Cennet ve Okyanus” u söylüyorlar.)

Plakları tekrar tekrar çaldığını—Hugo’nun plaklarını—zihnimde canlandırıyorum. “Parlez moi d amour. Çifte hayat, çifte zevk, çifte sevinç ve mutsuzluk. Bütün bunlar nasıl da izler bırakıyordur üzerinde. Hepsinin farkındayım ama engellemek için de hiçbir şey yapamıyorum. Bütün bunları senin yerine keşke ben çekmek zorunda olsaydım. Artık gözlerini dört açtığını biliyorum. Bazı şeylere artık inanmayacağını, bazı davranışları bir daha sergilemeyeceğini, bazı korku ve acıları bir daha yaşamayacağını biliyorum. Şefkatinde ve gaddarlığında Beyaz bir suçlunun sahip olabileceği bir kızgınlık hali var. Ne bir vicdan azabı ne bir intikam ateşi, ne bir üzüntü ne de bir suçluluk duyuyorsun. Büyük bir umuttan, bir inançtan, dilediğin an tekrarlayabileceğin, tadına vardığın bir zevkten başka seni uçurumun kenarından kurtaracak hiçbir şeyin olmadığı bir dibine kadar yaşama hali içindesin.

Bütün bir sabah hayata dair tuttuğum kayıtları karıştırarak, gözlerimin önünde alelade bir kitap değil aksine adeta kitapların yaşam pınarını görerek, nereden ve nasıl başlasam diye düşünerek notlarımın başındaydım. Ama başlamıyorum. Duvarlar bomboş—seninle buluşmaya gitmeden evvel her şeyi yere indirmiştim. Sanki buradan sonsuza dek ayrılmaya hazırlanmışım gibi. Duvarda başlarımızı yasladığımız noktalar gözüme çarpıyor. Dışarıda gök gürleyip şimşekler çakarken, ben yatağıma uzanıp çılgın rüyalara dalıyorum. Bir anlığına Seville’deyiz ve sonra Fez’de ve sonra Capri’de ve sonra Havana’da. Durmaksızın geziyoruz ama yanımızda hep bir makine ve kitaplar var ve vücudun her daim yanı başımda ve gözlerindeki o bakış da asla değişmiyor. İnsanlar sersefil olacağımızı, pişman olacağımızı söylüyor ama biz mutluyuz, hep gülüyor ve şarkılar söylüyoruz. İspanyolca ve Fransızca, Arapça ve Türkçe konuşuyoruz. Nereye gitsek kabul ediliyoruz ve yollarımıza çiçekler seriyorlar.

Gördüğümün çılgın bir rüya olduğunu söylüyorum—ama gerçeğe dönüştürmek istediğim asıl bu rüya. Edebiyat ve yaşamın iç içe olduğu, hareketi sevdiğimiz, dengesiz ruhunun bana bin bir çeşit aşk duygusu hissettirdiği, ne fırtınalar yaşarsak yaşayalım her daim sıkı sıkıya birbirimize bağlı olduğumuz, neredeysek evimizin orası olduğu bir rüya. Her gün yeniden hayat bulduğumuz. Senin kendini kanıtladığın, arzu ettiğin zengin çeşitli yaşantıya kavuştuğun; ve kendini ispatladığın ölçüde beni istediğin, bana ihtiyaç duyduğun. Sesinin daha boğuk, daha derinden çıktığı, gözaltı morluklarının arttığı, kanının daha da yoğunlaştığı, vücudunun daha da dolgunlaştığı. Hem şehvetli bir köle hem de zalim bir zaruret olduğun. Şimdikinden de acımasız—kasten, bile isteye acımasız olduğun. Yaşamanın verdiği doyumsuz zevki tattığın.

HVM.


Edebi Bir Tutku – Henry Miller Aşk Mektupları bu mektupların tamamını içerir. Henry Miller Aşk Mektupları Henry Miller Aşk Mektupları Henry Miller Aşk Mektupları  Henry Miller Aşk Mektupları 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here