Kafka’nın Babasına Mektubu

Franz Kafka’yı nasıl tanırız? En popüler tarafı, elbette Milena’ya yazdığı mektuplardır. Günümüz aşıklarının kendilerinden birer parça bulduğu, beş sene sürmüş bu aşk yalnızca üç buluşmanın eseridir. Milena evli bir kadındır. İmkansızdır. Biz, halk olarak ne kadar imkansızsa bir sevda, o zaman aşka dönüşeceğine inanırız. Onların aşkı da son derece imkansızdı. Milena, kocasının onu aldatışlarına intikam olarak Kafka ile derin bir aşk yazdı. Onların mektuplarının her satırı imkansızlığın ilanıydı. Kafka aşkına sarılmıştı, yaşadığı hayata aşk ile tutunmuştu. Aşkları bittiğinde acı çeken taraf elbette Kafka oldu. Milena, ilişkisini eşine tepki olarak yaşadı. Bu yasak aşkın yazar tarafı olan Kafka’nın tepkisi kimeydi?

Birçok açıdan etik olarak değerlendirilmeyecek olan bu aşkta ve yazdığı her kitapta Kafka’nın babası ile olan ilişkisinin yansımalarına şahit oluruz. Topluma ve toplum kurallarına karşı yazdığı her cümle aslında babasına karşıdır. Kafka’nın bu isyanlarının en yoğun olduğu kitabı, babasına açıkça her duygusunu yazdığı, ona kendisi üzerindeki izleri açıkladığı kitabı Babaya Mektup’ tur. Kafka’yı anlamak için ve onun iç dünyasına hakim olmak için asıl okunması gereken kitabı, bu eseridir.

Babaya Mektup, 1919 yılında kaleme alınmış, yetmiş iki sayfalık bir eserdir. Eser, Kafka’nın adeta itirafı niteliğindedir. Edebiyat tarihinde en sık yaşanan travmalardan biri, yerine ulaşamayan mektuplardır. Kafka’nın yazdığı bu eser asla alıcısına ulaşamadı.

‘’Asılmak üzere olan bir adamı düşün mesela. Onu asarsın ve her şey biter. Ama onu, asılması için yapılan bütün hazırlıklara şahit olmaya zorlarsan ve tam darağacının önüne getirildiğinde infazının ertelendiğini söylersen adamın hayatının geri kalanını ona zehretmiş olursun.’’

Kafka, çocukluğundan bu yana derin acılar yaşamış bir adamdı. Yaptığı her davranışın, babasına karşı bir tepkinin ürünü olduğunu bu eserinde itiraf eder:

‘’Benim karar verme gücümü hep ezmiştin.’’

Yazdıklarım senin hakkındaydı. Orada tek yaptığım; senin omzuna yaslanıp içimi dökemediklerimi, yazıya dökmekti. Bilinçli olarak uzatılmış bir -vedaydı. (…)’’

Kafka çocukluğundan beri sürekli başarılı ve en iyisi olmaya zorlanmış bir çocuktu. Bu durum, her koşulda, kendisinde oluşan yetersizlik duygusuna neden oldu. Kendisini bir türlü ortaya koyamadığını kitapta şu cümle ile ifade eder: ‘’ Kendimi bildim bileli zihinsel varlığımı ortaya koyabilmek için öylesine derin acılar çektim ki (…)’’ Kafka kadar hassas ruha sahip bir insan, elbette bu yaşadıklarından çok derinden etkilendi. Yaşadığı her başarısızlıkta, babasına rezil olma duygusu kendi üzüntüsünden daha ağır bastı. Kitapta en büyük gayesinin babası tarafından kabul görmek olduğunu anlarız.

Kitabı okuyan Türk okuyucular, mektupta belirtilen detayların Türk toplumunda sık yaşandığını beyan ederler. Babaya Mektup eserini ‘Gereksiz Drama’ olarak nitelendiren çok fazla okuyucu yorumu mevcuttur. Bu yorumlarda gözden kaçırılan en önemli nokta, Kafka’nın fazla hassas bir birey olmasıdır.

Babası ile yaşadığı travmaları kendi hayatındaki birçok aksaklığa neden olmuştur. Kafka, evlilikten kaçışını ve bir türlü olgunlaşamamış bir birey olmasının nedeni olarak babasını işaret eder. Kafka’nın çok konuşmayı sevmeyen, duygularını yazarak belli etmesinin nedeni, babasının çocukken kendisini konuşmaması hakkında sıkça uyarması ve tehditler savurmasıdır. Bu durumdan, kitabında şöyle bahseder:

‘’ Ne var ki sen çok erken yaşlardan itibaren konuşmamı yasakladın: Bir elini havaya kaldırarak beni ‘Tek bir itiraz istemiyorum!’ diyerek tehdit edişin, hatırladığım en küçük yaşlardan beri yakamı bırakmıyor.’’

Aşkları ve hayata dair kitaplarındaki ana kahraman, babasıdır aslında, ona olan tepkileri… Hayatı boyunca savaştığı ve kızdığı bu adam, onun dünyayı etkileyen kitaplar yazmasına sebep olan kişidir. Franz Kafka, babasına yazdığı mektupta aslında farkında olmadan bunu itiraf etmiştir.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Mektup