15 Ekim 1944 yılında, Nazi Almanya’sından aldığı destekle aşırı sağcı Demir Haç Partisi Macaristan’ın kontrolünü eline geçirmiş ve anında çok sayıda Yahudi vatandaşı öldürmeye başlamıştır. Daha binlercesi de Auschwitz’e sürgüne gönderilmiştir. Aşağıda yer alan kardeşe yazılan mektuplar  Budapeşte’de ikamet eden 17 yaşındaki Pinchas Eisner tarafından o esnada zorunlu çalışma kampında bulunan erkek kardeşi Mordechai’ya ertesi gün yazılmıştır. Haftalar sonra 3 Kasım’da, Pinchas beraberindeki diğer 70 Yahudi ile birlikte bölgedeki bir ormana yürütülmüş, toplu mezar kazmaları söylenmiş ve sonra da silahla vurularak öldürülmüştür. Mektup Mordechai tarafından aile evine döndükten bir süre sonra bulunmuştur. Erkek kardeşe  mektup örneği;

Budapeşte

16 Ekim 1944

Saat 18.15

Sevgili kardeşim,

Hoşça kal! O geceki konuşmamızı hatırla. Ben kendimi seninle tam hissediyordum. Eğer hayatı son bulacak olan sen olsaydın, sanki bedenimin ve ruhumun yarısını kaybetmiş gibi yaşayacağımı biliyordum. Eğer ben ölürsem, kendi canına kıyacağını söylemiştin. Sana söylediklerimi hatırla, eğer sen hayatta kalırsan, bensende yaşamaya devam edeceğim. Ben de seninle ve ailemizle yaşamaya devam etmeyi çok isterdim. Önümde planlar, istekler, ümitler vardı. Bilinmeyeni arzuluyordum. Ben de öğrenmek, yaşamak, görmek, yapmak, sevmek isterdim… Ama artık her şey bitti. Şehirde, bütün caddelerden Yahudilerin kökünü kazıdılar. Kaçış yok. Bu gece ya da en geç yarın sıra bize de gelecek. 17 yaşında mutlak ölümle yüz yüze gelmek zorundayım. Kaçış yok. Bizlerin istisna olacağını düşünmüştük ama kader kimseye ayrıcalık yapmadı. Her daim derinliklere doğru çekiliyormuş gibi hissettiğimi sana da yazmıştım… Genç öleceğimi de hissettim sanırım. Sanki kader teker teker her birimizi lanetlemiş gibi. Yisrael’den sonra babam, annem ve kız kardeşimle birlikte sıra artık bende. Umarım ki sen bizden sonra yaşamaya devam edersin.

Hoşça kal ve bu zamana kadar seni kırdıysam eğer beni affet. (İlk kez gözlerim yaşlarla doluyor. Yanımda başkaları da olduğu için ağlamamaya çalışıyorum.)Çünkü seni çok sevdim ve güldüğün, düşüncelere daldığın (ve o esnada alnındaki damarın şiştiği), yemek yediğin, sigara içtiğin, uykuya daldığın anlar gözlerimin önüne geliyor ve içimde sana karşı büyük bir şefkat, büyük bir sevgi duyuyorum ve gözlerim yaşlarla doluyor. Hoşça kal. Mutlu bir şekilde yaşa, büyük başarılar, büyük sevgi ve mutluluklar, bütün güzellikler senin olsun canım kardeşim, sakın üzülme, sakın ağlama. (O gece seni ağlarken duyduğumda kendimi çok kötü hissettim.) Beni sevgiyle düşün. Güzel bir şekilde hatırla beni ve başka bir dünya varsa eğer (seninle de ne çok tartışmıştık bu konuyu –artık var mı yok mu öğreneceğim! “Bana Ne Olacak?” şiirim geliyor aklıma… demek o zamandan hissetmişim) yaptığın her şeyde sana yardımcı olması için Tanrı’ya dua edeceğim. Hoşça kal, çok sevgili biricik kardeşim! Nasıl bir ruh hali içerisinde olduğumu merak ediyorsan eğer (görüyorsun ya bunu dahi düşünüyorum) hem ruh halimi hem de evimizin halini anlatmaya çalışacağım sana.

Facia dün akşam başladı. Gece olmadan 54 ve 64 numaradaki Yahudiler çoktan götürülmüştü bile. Kaldırım kan gölüne dönmüştü ama sabaha temizlenmişti. Bense bütün bir gece ayaktaydım. R.J. ve K.S.’de buradaydı. Zavallı R.J. öyle korkmuştu ki zar zor ayakta duruyordu. Önce polisin ve ordunun bizi koruyacağını sanmıştık ama yapılan bir telefon görüşmesi sonrası her şeyi öğrendik. Yavaş yavaş sabah oldu ama gün içinde yaşananlar durumumuzu ümitsiz bir hale getirmişti. Saat altıda K.S. geldi. Kavga ettiği dört Nazi tarafından feci şekilde dövüldükten sonra neredeyse bayılacak bir haldeydi. Canını zar zor kurtarmış ellerinden. Hem sendeliyor hem de titriyordu ve hem gördükleri hem de yaşadıkları sebebiyle bir türlü konuşamıyordu. Hızlı yazarım ama kim bilir bu yazdıklarımı bitirmeye zamanım kalacak mı acaba? K.S. Sorele’yi güvenli bir yere götürmeyi teklif etti. O da bu öneriyi hiç düşünmeksizin kabul etti ve hemen gitmek istedi. Ama annemiz önüne geçti ve oldukça sakin bir sesle Nazilerin onları sokakta yakalayabileceğini bu yüzden de gitmesine izin vermeyeceğini söyledi. Sorele kendinden geçmiş bir şekilde ağlıyordu. Gitmek istiyordu, o yaşamak istiyor. En sonunda annem eğer ben de gidersem izin vereceğini söyledi. Bunu öyle bir söyledi ki duyman lazımdı. Sorele gitmek istedi, bense kaldım… Annemizi ve babamızı ardımda bırakamazdım. ( Bir ayının güvenli sığınağına saklanmak üzerine yaptığımız konuşmayı hatırlıyor musun? Birdenbire aklıma düştü.) Böylece annem Sorele’in gitmesine izin vermedi ve K.S.’de daha fazla zorlamadı, o da bizimle kaldı. Sorele bir yandan bağırıp bir yandan ağlarken, babam da bütün bir gece dua etti. Biraz olsun hâlâ umudu var ama bu dünyanın bizi gelecek olan gerçek dünyaya hazırlayan bir geçit olduğundan da bahsetmekte.

Annem ve babam K.S.’ye kaderden kaçılamayacağına dair dini kıssalar anlatıyor. Mathild de yanımızda oturup dinliyor. Sorele ise dışarıda ve bende sana yazıyorum. Diğerlerine nazaran ben biraz daha sakinim, yaklaşan ölüm karşısında düşüncelerim tutarlı. (Hatta dün şafak vakti bir tane steno kompozisyonu bile yazdım, defterimde bulabilirsin). Hissettiğim şey korku değil dekorkunç olarak düşündüğüm şeylerin yaklaşmaktaolduğunun o acı verici ve üzücü farkındalığı. Ne yaşayacaksam umarım çabucak yaşarım da biter, yalnız birbirimizin can çekiştiğini görmek çok kötü olacak. Tanrı bize yardım edecek ve bunu da atlatacağız.

Hoşça kal, sevgili canım kardeşim. Hoşça kal! Beni unutma. Umuyorum ki bende öbür taraftayken seni düşünebileceğim. Seni bir kez daha öpüp, sana bir kez daha sarılmayı çok isterdim. Ama kim bilir kime yazıyorum bu satırları? Hayatta mısın acaba?

Hoşça kal, sevgili kardeşim, canım Mordechai, mutlu bir yaşam sür.

Son kez öpüyorum senitekrar görüşene dek,

Seni Seven Kardeşin.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here