Mektuplarla Yaşanmış Bir Evlilik

Mektuplarla Yaşanmış Bir Evliliğin Hikayesi

Tarihimizin en tartışmalı isimlerinden biri olan Enver Paşa… Bazı kesimlerin kahramanı olan, bazı kesimlerin ise bir türlü affedemediği bir isimdir. Yaşamı sürgünle, savaşla ve saray entrikalarıyla doluydu. Vahdettin’in yeğeni olan Naciye Hanım ile olan evliliklerinin, çok az bir süresini birlikte geçirdiler. Birbirlerini hiç görmeden başladıkları bu evlilik, aynı trajedi ile son buldu. Birbirlerine yazdıkları mektuplardan hem bir aşka hem de bir devletin nasıl yok olduğuna tanık oluyoruz.
Evlenme kararı alındığında Enver 28 yaşında idi, Naciye Hanım 12. Birbirlerini birer fotoğraf karesi ile tanıdılar ardından tebrik edildiler.

İlk mektup Enver Paşa tarafından gönderildi.

                                                                   24 Temmuz 1911 – Berlin

İki gözüm, Sultanım, Efendim,

Siz hiç olmazsa benim resmimi gördünüz, ya bendenizde o da yok. Karanlıkta gözlerimi kapar, sizin hayalinizi gözümün önüne getirmek isterim. Yatarken Allah’ımdan hiç olmazsa rüyada olsun sizi bir kerecik göstermesini dilerim. Fakat şimdiye kadar hiç muvaffak olmadım. Haşa sümmehaşa, nasıl Cenab-ı Hak’kı bir şekil vermeden seviyorsam, sizi de şimdi bir ruh-u latif olarak, şeklinizi düşünmeden seviyorum.

Artık sizin hayalinizle meşgul olarak yatağıma gireceğim. Bundan evvel bütün kalbimle saadetinizi temenni ederek sizi kucaklar, gözlerinizden öperim iki gözüm…

                                                                                       Enver’iniz…

Her satırından büyük bir aşka tanık olduğumuz, bu mektubun devamı olan mektuplar saraya gelmeye devam etti. Zira bir fotoğraf karesinden birbirlerini tanıyan çift kısa sürede nikahlandırılmış, Enver Paşa’nın görevleri nedeniyle birbirlerini hiç görememişlerdi. 1913 yılında Enver Paşa eşi Naciye Hanım’a olan mektubunu yazdıktan sonra, saraya kendisinin ne kadar cesaretli bir genç olduğunu belki de ilk defa yansıtan bir mektup yazdı. Mektup saray başkatibine idi. Kendisine verilen düğün sözünün tutulmayışının hesabını sordu ve şu cesaretli satırları ekledi:

‘’ …Bu işin esasen böyle uzaya uzaya, nihayet soğuması ve ilişkilerin kesilmesi Padişahımızın arzuları ise, onu da bilmek isterim. Ben dünyada kimseye yük olmak istemem. Fakat böyle, dünyaya bu vaziyette gülünç olmayı da çekemem…’’

Bu mektuptan sonra Enver Paşa ve Naciye Hanım’ın ilk buluşmaları gerçekleşti. Bu mektup sayesinde değil, mektup yazıldıktan kısa bir süre sonra Enver Paşa rahatsızlandı. Birbirlerine üç buçuk sene boyunca yalnızca mektuplar yazan çift, Enver Paşa’nın apandisit rahatsızlığı nedeniyle ilk kez görüşebildiler. Ardından düğün ve kısa bir tatille Enver Paşa hayatında ilk defa sivil hayatın tadını çıkarıyordu.

Bu durum fazla uzun sürmedi ve birinci dünya savaşı ilan edildi. Hepimizin bildiği üzere Enver Paşa, Alman yanlısıydı. Savaştan dört gün sonra hükümet ve sarayın haberi olmadan Almanlarla ittifak anlaşması imzaladı. Osmanlı’nın birinci dünya savaşına giriş bileti böylece kesilmiş oldu.

Enver Paşa cephedeyken yalnızca yazdığı mektuplarla ve bir bebek müjdesi ihtimali ile hayata tutunabiliyordu. Bu dönemde yazdığı mektupların hepsinde, eksi otuz derece altında aşkı ile hayata tutunan bir adama şahit oluyoruz.

Enver Paşa’nın mektupları 1918 yılında ümitsizleşmeye başladı, Osmanlı bütün kalelerini tek tek kaybediyordu. Bu ortam içinde Enver Paşa bir mektupla dünyalara sahip olmuştu. Cepheden cepheye koşarken yalnızca bir kez bulaşabildikleri eşi, baba olduğunu müjdeledi. Bu sevinç Enver Paşa’nın içini ısıtmaya devam etti.

Enver Paşa’nın ilk evladı olan Mahpeyker 1917 yılında doğdu, Enver Paşa evladını 1918 yılında savaşın bitişi ile görebildi. Enver Paşa’nın hayatı, Osmanlının ömrü ile şekilleniyordu ve Osmanlı bitap bir haldeydi. Siyaseten işlerin ne kadar kötü gittiğini eşi Naciye’den kaçmasını istediği mektuplarla anlıyoruz. Bunun imkansız olduğunu bilmiyordu, eşi Naciye Hanım ikinci kez hamileydi. Mahpeyker’ in, babasının fotoğraflarına dokunarak nerede diye ağlayışları, artık kızı ikinci kızıTürkan’a devrolmuştu.

Enver Paşa hayatı boyunca bir erkek çocuğu babası olmak istedi, onun doğumuna tanık olmak ve onunla büyümek istedi. Olmadı, Enver Paşa 1921 yılında oğlunun doğum haberini yurtdışına kaçmak üzereyken bir mektupla aldı. Yurtdışında takma isim olarak oğlu Ali’nin ismini kullanarak, özlemini ve acısını dindirmeye çalıştı.

Enver Paşanın kaçışı ile mektupları seyrelmeye başladı. Kendisi bu dönemi, mektuplarında, kağıtsızlıktan yazamıyorum olarak açıklıyor. Ancak yazdığı yani yazabildiği her mektupta gittikçe artan bir aşk ve özleme tanık oluyoruz.

Talat ve Cemal Paşaların öldürülüşlerinden sonra Enver Paşa derin bir korkuya kapıldı. Eşine İsviçre’ye geçmek istediğinden fakat bu planın gerçekleşmesi için herkesin onu öldü sanması gerekliliğinden bahsetti. 4 Ağustos 1922 tarihli mektupta, Enver Paşa eşine kendi ölüm haberini verdi ve cenazesinin nasıl olması gerektiğini anlattı.

Birkaç gün sonra beklenen ölüm haberi geldi, Naciye Hanım taziyeleri kabul etti. Naciye Hanım eşinin canlı olarak dönmesini bekledi, olmadı, gerçekten evine cenazesi ulaştı. Senelerce hasret kaldığı, kendisinin hayatında rastladığı en zeki erkek olan çocuklarının babasının cenazesi evine ulaştı. Sonradan öğrenildi ki; son mektubunu yazdığı gün, Enver Paşa’nın bu hayattaki son günüydü. Hunharca katledilmişti. Eşini ilk bir mektup ve bir fotoğraf ile tanıyan Naciye Hanım’ın evliliği, yine bir mektubun yazıldığı gün son buldu. Enver Paşa, ardında eşine yazılmış dört yüzden fazla aşk mektubu bıraktı. Mektuplarından hem tarihe hem de mektuplarla yaşanan bir evliliğe tanık olundu.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Mektup