nazım hikmet ve piraye

Nazım Hikmet‘in Piraye’den Af Dilediği Mektup

Piraye, Nazım’dan önce yaraları olan bir kadındı. İki çocuğu ile bir eve hapsolmuş, sevgisiz kalmış ve çok canı yanmış bir kadındı. Annesinin evine iki çocuğu ile dönmüş ve hayattan ümidini kesmişti. Sadakatsiz bir adamla evliliğini bitirmiş ve aşka kapılarını kapamıştı. Boşanamadığı eşi sırtında bir yük iken Nazım Hikmet ile tanıştı. İkisinin de aileleri bu birlikteliğe karşıydı. Piraye iki çocuklu ve boşanamamış bir kadın, Nazım ise komünist… Bütün zorluklara rağmen ikili büyük bir aşk ile evlendiler. Nazım, Piraye’nin çocuklarını kendi evladı olarak sevdi. Piraye, Nazım’ın davasını kendi davası bildi. Piraye, önceki ile aynı hüsranı yaşayarak evliliğinin biteceğinden henüz haberdar değildi.

Evliliklerinin en mutlu zamanlarında Nazım dört duvar arasına girdi. Piraye, Nazım içeri girince bütün kurtuluş çarelerini aradı. Başaramayınca kaderine boyun eğdi. Seneler boyu Nazım nereye giderse peşinden, o da oraya gitti. Piraye yazar değildi ancak Nazım’a yazdığı mektuplarla kalemini güçlendirdi. Nazım, Piraye’ye mektuplar yazdı, onun için resimler çizdi ve en güzel aşk şiirlerini onun için yazdı.

Nazım, hapse düşüşünün on beşinci yılında, Piraye ile aralarında olan imkansızlıklara katlanamıyordu. Mesafeler, Nazım’ın içinde büyüyor ve hayatını mahvediyordu. Piraye’ye yazdığı şiirlerde ilk defa imkansızlığın acısına rastlanmaya başlamıştı. Tam da bu dönemde, Nazım’ın kuzeni Münevver ziyarete geldi. En son çocukken gördüğü bu kadın onu büyüledi. Nazım, kuzenine aşık oldu ve Münevver’in aklını çeldi. Münevver evli ve çocuk sahibi bir kadındı. İlişkileri her yönü ile bir imkansızlık üzerine kuruluydu. Nazım, Piraye’yi göremedikçe Münevver’in aşkı ile hayata tutundu.

Bir gün cesaretini toplayıp Piraye’ye ondan vazgeçtiğini, ayrılmak istediğini yazdı. Münevver’e de aynısını tembih etti. Münevver, bu fikre başlarda ılımlı yaklaşsa da Nazım’ın yakın zamanda hapishaneden çıkamayacağını anladı ve Nazım’a olan sevdasından bir çırpıda vazgeçti.

Nazım Hikmet ve Piraye

Nazım, hem hayatının aşkından hem de hapishanede onu yalnız bırakmayan kadını kaybetmiş oldu. Piraye, kendisine yazılmış olan o acı mektubu unutmadı. Aşkından hiç vazgeçmedi ama hiç de geri dönmedi. Nazım, Piraye onu affetsin diye araya oğulları Memet’i sokmaya çalıştı. Memet ne kadar çabalasa da annesinin gururunun önüne geçemedi. Bütünüyle yalnız kalan Nazım, artık perişan bir haldeydi. Tutunacak dalı kalmamıştı ve Piraye’ye bu sefer bir aşk mektubundan çok bir yakarış mektubu yazmayı seçti. Nazım Hikmet’in her satırından pişmanlığının okunabildiği o mektuba Piraye’den yanıt gelmedi. İşte; Nazım’ın, Piraye’ye yazdığı o son mektup:

(Tarihsiz)

‘’ Piraye,

Her şeye rağmen birbirini anlayan, birbirini seven, birbirini sayan iki cesur insan gibi konuşmamız gerekiyor.

Aramızdaki münasebetler iki insan arasında bulunabilecek en dürüst, en temiz, en güzel ve çok çeşitli münasebetlerdir. Bunlardan birinin eksilmesi hiçbir şeyi değiştirmez. Birbirimize yalan söyleyemeyiz, birbirimizi aldatamayız. Sana yalan söylemekten, seni aldatmaktansa seni büsbütün kaybetmeyi tercih edecek kadar sana ve kendime hürmetim var.

Mesele şu: aramızdaki münasebetlerden bir tanesi olan, fakat zaten bilfiil çoktandır mevcut bulunmayan ve daha senelerce de mevcut olamayacağı anlaşılan karı kocalık münasebetimizi, kadın erkek münasebetimizi tasfiye etmemiz, kesmemiz gerekiyor. Bunun icabettiğini uzun muhakemelerden, nefsimle yaptığım işkenceli musahabelerden sonra anladım. Ve sana bir gün bile daha fazla yalan söylememek için, bu münasebetin artık kesilmesi gerektiğini işte hemen yazıyorum.

Sen yine benim en yakın insanımsın, en yakın dostum ve arkadaşımsın. Çocukların çocuklarımdır. Bu taraflarımızda hiçbir şeyin değişmeyeceğine inanıyorum. Fakat artık karı kocalığımız devam edemez. Bu bağımızı, bağlarımızdan ancak bir tanesi olan bu münasebetimizi lazım geliyor. Sana yolladığım bu mektupla beraber ben karı koca münasebetimizin kesilmesi için gereken yerlere müracaatımı da yapmış bulunacağım. 

Bütün bu olup biten şeye rağmen, en yakın iki insan olarak kalacağımızı biliyorum. Benim başım sıkıştığı zaman – hapiste olayım, dışarda olayım – yine sana koşacağım, sen de öyle bana koşacaksın. Ömrümün en güzel senelerini, en iyi eserlerini sana borçluyum, onlar, manen ve maddeten senindir. Şimdilik Allahaısmarladık. Beni affet bile demiyorum. Her şeye rağmen beni herkesten ziyade anlayacak olan insanın yine sen olduğuna eminim. Ellerinden öperim.

(imza)


(Tarihsiz)

‘’ Piraye’m, kızıl saçlı bacım benim,

İster senin için ölmüş olayım, ister benden bir yılandan nefret eder gibi nefret et, yüzümü görmeye, sesimi duymaya tahammülün olmasın, ister gözünde ister gözünde dünyanın en namert insanı olayım, şunu bil ki, kendi gözümde alçaldığım kadar senin gözünde alçalmama imkan yoktur. Seni arkandan bıçakladım. Bir damlası benim damarlarımdaki bütün kana bedel kanınla boyandı ellerim. Yeryüzünde hiçbir insan hiçbir insana benim sana yaptığım kötülüğü yapmamıştır. Bütün bunlara rağmen, gel. Sana ‘Gel’ diyecek kadar yüzsüz ve alçaksam ne halt edeyim, öyleyim işte. Fakat gel. Ve benden nefret ederek, beni hor hakir görerek de olsa, beni bir daha yalnız bırakma. Ben yalnız seni arkadan bıçaklamış değilim, insanlığımdaki en güzel şeyi de bıçakladım. Beni affet demiyorum, yaptığım işin afla filan alakası olmayacak kadar namussuzca bir iş olduğunu müdrikim. Fakat, gel. Oğlumuzun, Memet’in başı için gel ve ben kalan ömrümde ona layık bir baba olmak fırsatını kazanabileyim.

Senin yüzüne nasıl bakabileceğimi bilemiyorum, seninle karşılaştığım anda ayaklarının dibine yıkılacağım belki, belki de sadece bayrağını kendi eliyle düşmana teslim etmiş bir hainin cesaretiyle yüzüne bakmaya çalışacağım, belki de tek kelime söylemeden gözlerimi iskarpinlerine dikip oturacağım. Fakat gel. Gel ve bir daha beni yalnız bırakma. Bak senden yalnız bir sadaka halinde gelmeni değil, beni yalnız bırakmamanı da, beni bir daha yalnız bırakmamanı da istiyorum. Bunu isteyecek kadar da küstahım.

Fakat her şeye rağmen yaşamam lazım. Hayatım yalnız kendime ait olsaydı, gebermeyi çoktan tercih ederdim. Kendi ferdiyetimden, fizyolojimden, kafamın deli, hasta tarafından öylesine nefret ediyorum. Fakat yaşamam lazım. Beni affetmek için değil, beni, oğlumuz, kızımız ve onlar gibi iyi, namuslu insanlarımız için yaşatmak için gel ve bir daha beni yalnız bırakma.

Eteklerinden öperim.’’

(imza)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here