Beethoven

“Kalbim, sana pek çok şey anlatmak için delicesine bir özlem taşıyor…”

Beethoven Kimdir?

Ludwig van Beethoven (17 Aralık 1770 – 26 Mart 1827), tüm zamanların en etkili ve en sevilen bestecileri arasındadır. Sadece bu kadar olağanüstü kapasiteye sahip bir insanın ruhunun güzelliği, tüm zamanların en nefes kesici aşk mektuplarından bazılarının yazarı olmasını sağlayabilir.

Beethoven, dünyada klasik müzik dendiğinde ilk akla gelen isimlerden biridir. Almanya’da 1770 yılında doğan sanatçı hayatının ilk günlerinden itibaren maddi imkansızlıklarla boğuştu. Dünyaya sayısız eser bırakan besteci, kendisini geliştirmek için elinden gelen bütün çabayı gösterdi.

Beethoven çocukluğundan itibaren yeteneği ile göze çarpıyordu. Yeteneği ilk olarak babası tarafından keşfedildi; okula başladığında ise müzik öğretmeni tarafından. Çevresindeki herkes onun yetenekli olduğunun farkındaydı; fakat henüz hiç kimse bu genç adamın, müzikte klasik dönemden romantik döneme geçişte aktif rol oynayacağından haberdar değildi.

Beethoven Hayatı Kısaca

Erken yaşlarda yeteneği fark edilen Beethoven, ünlü orkestra şefi ve besteci Christian Gottlob Neefe ile çalışmaya başlayınca adı yavaş yavaş duyulmaya başladı. Henüz 21 yaşına gelmişken yeteneği onun başka yerlere gitmesine olanak sağladı. 21 yaşında Viyana’ya gelen Beethoven, Joseph Haydn ile çalışmaya başladı; Beethoven’ın yeteneği bu ünlü isim sayesinde daha da görünür oldu. Ününün arttığı Viyana toprak ölümüne kadar ona ev sahipliği yaptı.

Dünya çapında adı duyulmaya başlayan Beethoven’ı, yirmili yaşlarının sonunda çok kötü bir sürpriz bekliyordu. Beethoven bu yaşlarından itibaren duyma yetisinde kayıplar yaşamaya başladı, besteleri ile çağının ötesine taşınan bu yetenekli isim öldüğünde neredeyse sağırdı. Hastalığının belirtileri onu yavaş yavaş halktan uzaklaştırdı. 41 yaşında açık hava konserlerini ve orkestra şefliğini tamamen bıraktı; bu süreçten sonra eve kapanan Beethoven, hayatının en üretken dönemini evinde geçirdi. Tüm dünya tarafında takdir toplayan eserlerinin tamamını hayatının son 15 senesinde besteledi.

Beethoven Tarafından Yazılmış Aşk Mektupları

Beethoven vefat ettiğinde arkasında sayısız beste bıraktı. Ölümünden sonra eşyaları toplanırken ‘Ölümsüz Sevgili’sine yazdığı mektuplar bulundu. Beethoven tarafından yazılan bu mektupların hiçbirinde mektupları kime yazdığına dair en ufak bir ipucu yoktu. Bunun yanısıra Beethoven hiç evlenmemiştir. Besteleri ile tüm dünyayı etkisi altına alan müzisyenin yazdığı satırlar kalbe işler nitelikte idi. Mektuplarında hiçbir isim olmaması müzisyenin bu aşkı kendisine bile itiraf etmekten korktuğunun bir ispatı olarak görülüyor. Nitekim tarihçilerin de görüşü bu yönde.

Beethoven mektuplarında bir isim ve hatta bir harf bile ipucu vermemişti bu kadın hakkında. Bir aşkın bu denli gizli olması ancak yasak olduğunda makul sayılır da diyebiliriz. 18. ve 19. yüzyıl dönemlerini inceleyen tarihçiler, bu kadının evli olduğu tahminini öne sürüyorlar. Tarihçiler bu kadının o dönemde Frankfurtlu bir işadamı ile evli, bir Viyana aristokratı olan Antonie Brentano olduğuna inanıyor.

Beethoven bu mektuplarında Almanca resmi bir hitap şekli olan ‘’Sie (Siz)’’ yerine ‘’Du (Sen)’’yu kullanması da ünlü bestecinin ölümsüz sevgiliye hitap edilmiş,bilinen tek aşk mektuplarının nasıl bir etki ve özlemle yazıldıklarını göstermektedir. Bu mektuplar hiçbir zaman postalanmamıştır; sadece bütün ilişkilerde olduğu gibi, iki sevgilinin aslatam olarak birbirinin olamayacağı bilinciyle hem rahatsız edici hem de capcanlı hissettiren duyguların güzel ve trajik bir kanıtıdır… Hayal kırıklığı ve memnuniyet arasındaki sonsuz ilişkinin hatırlatıcısı… Beethoven yazdığı mektuplarda, aşkını kalbe dokunur bir biçimde dile getirdi. Mektuplarının hepsi saygı çerçevesinde yazılmış ve hep bir ihtimale olan sevgi dile getirilmişti. Beethoven’in müziği gibi, mektupları da romantik dehasının ustalık eseri olmaya devam etmektedir…

Ölümsüz Sevgili’ye

5 Temmuz, 1812

Meleğim, benim özüm… Konuşmak gerekirse, bu derin üzüntü neden? Aşkımız fedakarlık olmadan, birbirimizden her şeyi talep etmeden dayanabilir mi; tamamen benim olmadığın, tamamen senin olmadığım gerçeğini değiştirebilir misin? Ah Tanrım! Doğa’ya tüm güzelliği ile bak ve kalbini ne olması gerektiği konusunda rahat bırak. Sevgi her şeyi talep eder, haklı olarak… Şüphesiz yakında buluşacağız; ve bugün de zaman, bu son birkaç gün boyunca hayatım hakkında aklımda dönüp duran düşünceleri sana söylememe yetmiyor. Kalplerimiz her zaman birbirine yakın bir şekilde birleşmiş olsaydı, kesinlikle böyle bir düşünceyi barındırmazdım. Kalbim sana pek çok şey söyleme arzusuyla dolup taşıyor. Ah, ama konuşmanın yetersiz kaldığı anlar var. Mutlu ol ve sonsuza dek sadık kal, benim tek sevgilim, her şeyim, benim senin olduğum gibi. Ne olursa olsun, kaderimiz ne gösterecekse göstersin, Tanrılar bize hak ettiğimiz her şeyi yollamalı.

Sadık Ludwig’in…

6 Temmuz, 1812

Ne hayat ama!!! Şimdi olduğu gibi!!! Sensiz… Buradaki ve oradaki insanların nezaketini, peşinden düşmek istediğim kadar nezaketini hak ettiğimi düşündüğüm bir insanlığın peşinden koşan adamım. İnsanın insana olan bağlılığı… Bu beni acıtıyor. Ve kendimi evrenin düzeninde düşündüğümde, ben neyim? Birinin bir şeyin en iyisi olarak adlandırdığı o adam ve diğer yandan da içinde ilahi unsur yatan bir adam… Beni ne kadar çok seviyorsan sana olan sevgim daha büyük. Ama asla kendini benden gizleme. İyi geceler. Sevgili Tanrım, çok yakın! Şimdiye kadar! Aşkımız gerçekten cennette kurulmamış mı ve cennetin sağlamlığında güçlü bir şekilde harmanlandığından başka bir gerçek var mı?

7 Temmuz, 1812

Yatakta uzanırken bile düşüncelerim sana doğru acele ediyor. Ölümsüz sevgilim, şimdi ve sonra neşeyle, sonra tekrar ne yazık ki kederle, kader dualarımızı duyacak mı diye bilmek için bekliyorum. Hayatla yüzleşmek için seninle birlikte yaşamalıyım ya da seni hiç görmemeliyim. Tanrım, neden insan bu kadar sevgili birinden ayrılmalı? Oysa şu an Viyana’daki hayatım sefil bir hayat. Aşkın beni hem çok mutlu hem de ölümcül derecede mutsuz etti…

Bu delice coşku, sakin, neredeyse rasyonel bir lütuf seviyesiyle doludur. John Steinbeck’in aşk ile ilgili unutulmaz bir mektubundaki şu düşüncesini akla getirir: “Doğru olan, elbet gerçekleşir… İyi şeyler kaderden kaçamaz.”

Hala yatakta olmama rağmen düşüncelerim sana gidiyor, ölümsüz sevgilim, şimdi ve sonra neşeli, sonra kederli kader bizi duyacak mı diye öğrenmek için – sadece tamamen seninle yaşayabilirim ya da hiç yaşayamam; evet, en sonunda gerçekten kollarına uçarak seninle evdeyim diyene kadar senden çok uzakta dolaşmaya kararlıyım.
Ruhlar ülkesinde sana sarılı ruhumu yollayabilirim. Evet maalesef böyle olmalı; sana olan sadakatimi bildiğin için daha çok içereceksin. Başka kimse kalbime sahip olamaz; asla.
Oh, tanrım, birini bu kadar seven insan neden sevdiğinden ayrı kalmalıdır ki. Ve şimdi benim yaşamım çok aşağılık bir hayat; aşkın beni hemen insanların en mutlusu ve en mutsuzu yapıyor; bu yaşta sakin ve düzenli bir hayata ihtiyacım var; ilişkimiz de böyle olabilir mi?
Meleğim, bana posta arabasının artık her gün gittiğini söylediler; bu yüzden mektubu bir an önce kapamalıyım ki sen de bir an önce alasın; sakin ol, sadece varoluşumuzu sakin bir gözden geçirmeyle beraber yaşama amacımıza ulaşabilir miyiz; huzurlu (ya da sakin) ol; beni sev, bugün, dün, gözyaşlarıyla dolu özlem, senin için; senin için; senin için; hayatım; her şeyim; elveda.
Beni sevmeye devam et; asla aşkının en sadık kalbini yanlış değerlendirme.
Hep senin
Hep benim
Hep bizim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here