Türk Edebiyatında Mektup Türünde Yazılmış Romanlar

0
2.303 views

Türk Edebiyatının Mektup Biçiminde Yazılmış Romanları

Mektuplarla roman yazma biçemi, Avrupa’da çok başarılı örnekleri olan bir türdür. Goethe’nin, bir zamanlar bütün Avrupa’yı intihara sürükleyen Genç Werther’in Acıları kitabı, Stefan Zweig’ın, bir adama karşı çaresizce tutulduğu aşkı konu alan Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu adlı kitabı tüm bunların dışında, ‘’Siz aşk nedir bilmiyorsunuz, göklere dek ışıldayan hazları vardır aşkın.’’ satırları ile bugüne kadar yazılmış en büyük aşk kitabı olan Vadideki Zambak, Balzac’ın kaleminden akarak mektup türünde yazılmış eserlerin en başarılı örneği olmuştur. Dünyada, bu kadar eşsiz örneklere olan türün Türk Edebiyatı’nda da çok güçlü yansımaları mevcuttur.
Mektup türünde yazılmış eserlerin hepsi okuyucusu ile daha sağlam bir bağa sahiptir. Olayları anlatan kişinin hayatı ile kolayca empati kurabilme avantajına sahip oluruz. Mektup türünde yazılmış eserler okunurken, kitabın kaleme alındığı zamanlara dair de birçok çıkarım elde etmiş oluruz. Türk Edebiyatında önemli bir yere sahip birkaç kitabı bu yazıda inceleyeceğiz.

İlgili Konu: Dünya Edebiyatının Mektup Türünde Yazılmış Romanları

  • Handan- Halide Edip Adıvar

    ‘’…Fakat tahammül edemeyeceğim bir şey onun gözlerimin önünden kaybolması, onun sesini işitmemek, yürüyüşünü görmemek olacaktı. Bunu düşünmek bile bana birdenbire fırtınalı, mütehevvir ve teskini kabil olmayan bir cinnet azabı veriyordu.’’

    ‘’Niçin kalbinin eşiğinde senelerce inledim? Niçin ben kalbinin kapısına geldiğim ilk gün bana: ‘O kalp değil, bir cümle-i asabiyedir.’ demedin?’’

    Halide Edip Adıvar, Anadolu topraklarında, kadının, toplumsal hayata katılması için en çok çaba harcamış isimdir. İlk yazılarını ‘Halide Salih’ takma adı ile yazdı. Milli Mücadele zamanlarında, askere moral vermek adına üstün çabalar harcamıştır. Öğretmendir, kadınların eğitilmesi ise en kıymetli gayesi idi. Bu gaye doğrultusunda Teâli-i Nisvan Cemiyeti’ni kurdu.
    Savaş döneminde Atatürk ile yaşadığı görüş ayrılıkları nedeniyle gündeme geldi, günümüzde, ikisini de birbirleriyle yıldızı barışmayan karakterler olarak tanımlayabiliriz. Yazdığı romanlarının ve hikayelerinin hepsinde dönemin şartları hissedilir. Halide Edip Adıvar’ın eserlerindeki kadınlar, Batılı bir dünya görüşüne sahip, kültürlü ve güçlü kadın karakterlerdir. Kendisinin kadınların yaşamını ele alan çok fazla eseri bulunmaktadır.

    Handan romanı ise Türk Edebiyatı’nda kadın psikolojisini anlatan ilk eser olma özelliğini taşır. Handan, ana karakterlerin birbirlerine yazdıkları mektuplardan oluşturulmuş bir eserdir. Romanın, bu çok yönlü bakış açısı sayesinde, yaşanan olayları bütün karakterlerin perspektifinden ayrı olarak değerlendirme olanağına sahip oluruz. Kitabın ana karakteri Handan’dır. Çocukluktan beri Neriman ile Handan kardeş olarak büyürler. Handan gençliğinde sosyalist Nazım’a aşık olur. Nazım da ona aşıktır. Handan’ın kafasında bazı sorular vardır, Nazım’ın hayat görüşünün ömür boyu onları etkileyeceğine inanır. Handan’a göre, Nazım’ın sosyalizm aşkı, ona duyduğu aşktan daha büyüktür. Handan, Nazım yerine Hüsnü Paşa ile evlenmeye karar verir. Nazım’ın aşkının ne kadar büyük olduğunu bu karar ile anlar. Nazım, Handan’ın kararını öğrenince intihar eder, intihar mektubunda ise sorumlu olarak Handan’ı gösterir.

    Handan, yaşadığı derin vicdan azabı nedeniyle kendisini kötü bir evlilikle cezalandırır. Kocasının onu aldatmasına ses etmez, mutsuz evliliğinin yükünü tek başına sırtlanır. Handan’a bu yük öylesine ağır gelir ki hafızasını kaybeder. Kendisine bu dönemde sahip çıkan, kendi eşi değil de, çocukluk arkadaşı Neriman ve onun kocası olur. Neriman ve eşi Refik Cemal, bütün merhametleri ile Handan’a sahip çıkarlar. Neriman bu dönemde hamile kalır, gidip gelmeleri seyrelmiştir, Handan’ın yanında kalan tek isim Refik Cemal olur.
    Refik Cemal ve Handan birbirlerine aşık olurlar. Handan’ın hafızasının geri gelmesiyle bu aşk büyüsünü kaybeder. Handan’ın vicdan azabı yaşadığı aşktan
    daha büyüktür. Bu vicdan azabına dayanamayarak kederinden vefat eder.

  • Sevda Peşinde- Hüseyin Rahmi Gürpınar

    ‘’Beni taşkın bir muhabbetle seviyor.
    Anlıyorum.
    İşte bu aşırılık bende dehşetli bir tiksinti uyandırıyor.
    Her kimin kalbi böyle aşırı bir sevda ile dolup taşıyorsa sevgilisine her an
    bu sevgiden söz etme ahmaklığında bulunmasın.’’

    ‘’Sonsuz sessizliğe varmadan önce daha insanlarla görülecek hesaplarım var.
    Şu üzüntülü veda anımda bile onlara meram anlatmak zahmetinden kendimi koruyamıyorum.’’

    Hüseyin Rahmi Gürpınar; Gulyabani, Şıpsevdi ve Şık romanları ile tanınan, Türk Edebiyatı’na her yazın türünden eserler bahşetmiş önemli bir yazardır. Edebiyatımızda çatışmayı eserlerinde en çok kullanan yazardır desek yanlış bir ifade kullanmış olmayız. Onun eserleri, bir yandan aşırı lüks içinde yaşayan aileleri konu alırken diğer yandan aynı eser içinde ara sokaklara indi. İstanbul’u eserlerinde çok sık işledi. Toplumsal hayatın aksaklıklarını eserlerinde ustalıkla yansıttı. Edebiyatımızda, Natüralizm akımının ilk temsilcisidir. Eserlerini çevre betimlemeleri üzerine kurmayı reddedip, karakterlerin iç dünyasını detaylıca tasvir etmeyi yeğledi. Yapıtlarında döneminin kadınlarını işledi, onların yaşantılarını ve yaşadıkları zorlukları anlattı, bu dalda en beğenilen eserleri İffet, Tesadüf ve Sevda Peşindedir.

    Hüseyin Rahmi’nin, döneminde yaşanan en büyük probleme eğildiği kitaptır. Zorla evlilikler; kadının rızası ve fikirlerinin önem arz etmediği bir dönemde, elbette evlilikler de ailelerin uygun gördükleri kişilerle evlendiriliyorlardı. Hüseyin Rahmi Gürpınar, eserlerinde kadının toplumdaki yerini sıkça işlemiş olsa da en etkileyici anlatımını bu eserinde gerçekleştirmiştir. Zorla, bir evliliğe mahkum edilmiş bir kadının ortadan kayboluşunu işleyen kitapta, olaylar bir süre sonra polisiye bir gizem haline dönüşüyor. Ortaya çıkan bu gizemler, bir aile dramını ortaya seriyor. Natüralizm temsilcisi olan Hüseyin Rahmi Gürpınar, Sevda Peşinde adlı eserinde olayları usta bir doğallık ile ele alıyor.

  • Mutallaka- Hüseyin Rahmi Gürpınar

    ‘’Benimki inat değil; doğru düşünmektir.Böyle doğru gibi görünen yanlış şeylere karşı daimainat etmelidir.’’

    ‘’Şehit cesedi böyle kanlara bulanıp gömülmese ortada yurt kavramı kalır mı? Bir ulusun gücü, bütün namusu, saygınlığı, onuru, bağımsızlığı, mutluluğu hep bu kelimenin kapsamındadır. Ölerek yurttaşlarına yaşama hakkı kazandırıyorlar.’’

    ‘’Herkes biçimini, boyunu posunu zihninde taşıdığı sevgilisinin özlemini çeker. Ben henüz göremediğim sevgilimin divanesi oldum. Onun özlemiyle yanıyorum.’’

  • Hüseyin Rahmi; Mektup biçiminde yazdığı iki romanı vardır: Sevda Peşinde ve Mutallaka. Yukarıda açıklanan Sevda Peşinde, bir aşkı konu aldığı için daha fazla okundu ve toplum tarafından sevildi. Eserlerinde derinlemesine analizler yapan yazarın, yazdığı her satırda okuyucu kendisiyle ve toplumla yüzleşme şansına erişiyor. Mutallaka romanı, yazarın mektup biçiminde yazdığı ilk eseri olma özelliğini taşır. Aynı zamanda Mutallaka, Türk Edebiyatının ilk mektup eseridir.Hüseyin Rahmi, Türk edebiyatına sayısız eser kazandırdı. Mektup biçiminde yazdığı iki romanı vardır: Sevda Peşinde ve Mutallaka. Sevda Peşinde, bir aşkı konu aldığı için daha fazla okundu ve toplum tarafından sevildi. Eserlerinde derinlemesine analizler yapan yazarın, yazdığı her satırda okuyucu kendisiyle ve toplumla yüzleşme şansına erişiyor. Mutallaka romanı, yazarın mektup biçiminde yazdığı ilk eseri olma özelliğini taşır. Aynı zamanda Mutallaka, Türk Edebiyatının ilk mektup eseridir. Mutallaka’yı yazar en sevdiği romanı olarak nitelendirir. Muhteşem bir hiciv ustası olan yazar, kitabını ‘Evliliğimden sonra doğacak kızımın kayınvalidesi olacak kadına ithaf ediyorum’ notu ile yayımlar; bu cümle aslında bizlere kitabın konusu ile ilgili ipuçları sunar.Mutallaka, sonu gelmeyen gelin ve kaynana kavgalarını bu eserinde irdeler. Mutallaka romanında birbirini seven ama sürekli kavga eden bir çift konu alınır. Bu çift zaman içerisinde boşanmaya karar verir. Çift, aldıkları karardan bir süre sonra pişman olurlar ve birleşmek isterler ancak aşklarının önünde bir engel vardır: Kayınvalide. Kayınvalidesini anlaşamadığı babası ile evlendirmek isteyen gelin, istediğine ulaşır. Evin bir de oğlu vardır: Bedri. Sarıkamış Harekatı’nda şehit düşen genç babaannesini ziyaret etmeye başlayınca romanın kurgusu, okuyucuda heyecan uyandıran ve sıklıkla hayrete düşüren bir noktaya doğru ilerler.
  • Bir Kadın Düşmanı- Reşat Nuri Güntekin

    ‘’…Ben, zannediyorum ki, bu hastalığın tehlikesi kendinde değil, ümitle ihtilâl etmesindedir.’’

    ‘’…Sen yine de bir parça benimdin,
    Ben bütün ruhumla senin.’’

    ‘’…Evet, hiçbir eksiğim yok…Dekor mükemmel…Hava âlâ…’’

    Reşat Nuri Güntekin’i Çalıkuşu ile tanırız. Reşat Nuri’nin şaheseridir. Çalıkuşu, dik duran bir kadının mücadelesini öyle edebi ve gerçekçi anlatmıştır ki; kitap senaryolaştırılıp önce filmi ardından seneler sonra dizisi ile izleyiciyle buluşmuştur. Babasını doktor oluşu ve annesinin soylu bir aileden gelişi Reşat Nuri Güntekin’in hayatında önemli bir rol oynamıştır. Son derece bilinçli bir aileye sahip olan yazar, eğitimini başarı ile tamamlamıştır. Edebiyat öğretmenliği yapan yazar, görev yıllarında halkını yakından gözlemlemiş, onların sorunlarına ve travmalarına eserlerinde oldukça yer vermiştir.

    UNESCO’da Türk Temsilciliği de yapan Reşat Nuri, bilgi birikimini eserlerinde yansıtmıştır. Mübalağadan uzak ve süssüz bir dil ile Anadolu insanının hayatına mercek tutmuştur. İnsan sevgisi eserlerinde ağır basan yazar, optimist bir bakış açısına sahiptir. Yazdığı oyunlar dolayısıyla tasvir yeteneği kuvvetlidir. Bu yeteneğini de yazdığı romanlar ve öykülerde etkileyici bir biçimde kullanmıştır.

    Bir Kadın Düşmanı onun mektup türünde yazılmış tek romanıdır. Romanın asıl kahramanı güzelliği ve soyluluğu ile tüm dikkatleri üzerine çeken Sara’dır. Bir şekilde, kadın düşmanı olan Ziya hakkındaki söylentileri duyar. Sara, Ziya’yı kadınlar için sarf ettiği sözler nedeniyle pişman etmeyi kafasına koyar. Ziya’ya çeşitli oyunlar çevirir, kurguladığı entrikalar kitapta hayranlıkla okunur. Ziya ona aşık olmadıkça Sara’nın oyunları daha da çirkinleşir ve sonunda kadın düşmanı olan bu adam bir kadına gönlüne kaptırır. Sara bu kadar oyun içinde Ziya’ya karşı hisler duymaya başlamıştır, bu hislerle yüzleşmeye en hazır olduğu zaman diliminde Ziya’nın ölüm haberi gelir. Ziya bir motor kazasında vefat etmiştir, mektupları ile anlarız ki Ziya kendisi için çevrilen bütün oyunların farkındadır. Ziya’nın yaşadığı ıstırap öyle büyüktür ki motorunu kasten ölüme sürmüştür.

  • Kedi Mektupları- Oya Baydar

    ’Nedir bu güzelliklerin anlamı? Şu denizin, şu göklerin, insanların, bitkilerin, hayvanların anlamı nedir? Neden var bütün bunlar? Neden ben varım? Anlamım ne benim?’’

    ‘’Sen bilmezsin Yoldaş! Kadınlar hep affederler.’’

    “Kusursuzu, güzeli, doğruyu aramak bütün hayatlarını doldurmuş; hayatlarının anlamı, yaşamalarının nedeni olmuş.Sonra tam bulduklarını sandıkları anda bir de bakmışlar kidoğru sandıkları yanlış,kusursuz sandıkları eksik, güzel sandıkları çirkinmiş.”

    Oya Baydar, Türk edebiyatının en sivri kaleme sahip yazarlarından biridir. 1940 yılında doğan yazar, ülkenin en sıkıntılı dönemlerine tanıklık etmiştir. Hayata kitap satırları ile tutunan yazar, yazdığı satırlarla başka hayatların sığınağı oldu. Lise yıllarından itibaren kitap yazmaya başlayan yazarın, eğitim hayatı politik fikirleri yüzünden defalarca tehlikeye girdi. Sosyolog olan yazarın doktora tezi eğitim gördüğü kurum tarafından iki kez ret cevabı aldı: Üniversite yönetiminin bu tutumu, öğrencilerin okulu işgali ile sonuçlandı. 12 Mart darbesi sırasında tutuklanan yazar bir süre sonra serbest bırakılsa da 1980’deki darbe onun Almanya’ya gitmesine neden oldu. 1992 yılında ülkeye dönen yazar, köşe yazarlığı yapmaya devam ediyor.

    Kedi Mektupları, vatanını terk etmek zorunda kalan kedilerin hikayelerini mektuplar üzerinden anlatır. Romanın içeriğini oluşturan mektuplar kediler tarafından yazılmıştır; Kedi Mektupları kitabını özel kılan noktalardan biri de budur.

    1980’li ve 1990’lı yıllar tüm dünyada radikal akımların güçlendiği bir dönemdi. Tüm dünyada güçlenen akımların Türkiye’de yankı bulması elbette imkansızdı. Türkiye’de yaptırımlar arttıkça yurtdışına yerleşen insanların sayısı çoğalmıştı, bu insanların bir kısmı sürgün edilen vatandaşlardı. İşte bu insanların kedileri de mecburi olarak göç etmişti. Almanya’ya giden kediler; Nina, Gece, Arthur ve Yoldaş mektuplar yazarak hayatlarının çıkmazlarını anlatırlar.

    1991 yılında SSCB’nin yıkılması ve komünizm fikrinin gücünü kaybetmesi ülkeye dönüş bileti olmuştur. Evlerindeki hayatlarından memnun olan kediler gitme fikrinin ağırlığı altında ezilirken; sahipleri de uğruna savaş verdikleri düşüncenin gücünü kaybetmesi gerçeği ile savaşırlar.

    Kedilerin dilinden gidişin zorluğunun anlatıldığı bu özel kitap, siyasi bakımdan güçlü sorular da sormayı başarıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here