Vefatının 81. Yıldönümünde Atatürk’e Mektup

Einstein’ın Atatürk’e Mektubu

Atatürk, günümüz Türkiye’sini neredeyse tek başına yarattı. I. Dünya Savaşı’nın sonunda Avrupa haritası yeniden çizilirken, bu kendinden emin savaş kahramanı, destansı bir krizin eşiğinde Türkleri modern bir millet kurmaya ikna eden net ve eksiksiz bir vizyon ortaya koydu.

  1. yüzyılın başlarında, Türk halkı büyük sıkıntı içindeydi. Asırlarca gerilemenin ardından, “Avrupa’nın Hasta Adamı” olarak bilinen Osmanlı İmparatorluğu, kendisini sonunda I. Dünya Savaşı’na çeken Almanya ile müttefik olmuştu.

Savaş sona erdiğinde, Avrupa ordusu, eski imparatorluğu ayırmayı ve parçaları müttefikler arasındapaylaşmayı planlayarak İstanbul’u işgal etti. 1919’da Yunanlılar İzmir’i aldı ve İstanbul’a doğru ilerlemeye başladılar. Savaş kahramanı Mustafa Kemal Atatürk yıldırım hızıyla, Türk topraklarını savunmak için bir ordu topladı. Üç yıllık bir süre boyunca (Kurtuluş Savaşı), Fransız ve İtalyan birliklerini geri püskürttü ve Yunan işgalini ortadan kaldırdı. 1923’te Lozan Antlaşması ile Osmanlı İmparatorluğu tarih oldu, Türkiye Cumhuriyeti doğdu ve Mustafa Kemal Atatürk, yüzyıllar içindeki en sevilen Türk lideri oldu. Millet Meclisi, Mustafa Kemal’i Cumhuriyet’in ilk cumhurbaşkanı seçti ve ona “Türklerin Babası” anlamına gelen Atatürk soyadını verdi.

Milletini savaşın içinden çekip çıkarması bile yeterli olurdu, ama Atatürk bununla yetinmedi. Osmanlı İmparatorluğu’nun modası geçmiş değerlerini, gerçek Avrupa tarzı demokrasi lehine değiştirecek, modern ve ilerici bir Türkiye öngörüyordu. Tarihte bu kadar kısa bir sürede böyle bir etkiye sahip olan herhangi bir kişi nadiren görülebilirdi. Atatürk, tüm bu değişiklikleri 10 yıldan daha kısa bir süre içinde gerçekleştirdi.

  • Türkiye’yi Doğu’dan çok Batı’ya yöneltti
  • Ayrılmış din ve devlet yapısı oluşturarak laik bir ülke ortaya çıkardı
  • Batı takvimini kabul etti
  • Türklerin Batı geleneğine benzer şekilde soyadları olması gerektiğine karar verdi
  • Arap alfabesini Latin alfabesi ile değiştirdi
  • Saltanat ve halifeliği ortadan kaldırarak, fes giyilmesini yasaklayarak Türkiye’yi yozlaşmış Osmanlı İmparatorluğu’ndan uzaklaştırdı
  • Çok eşliliği kaldırdı
  • Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verdi

Atatürk, 10 Kasım 1938’de saat 9:05’te vefat etti. Her yıl Türkiye’de, gelmiş geçmiş en büyük Türk olan Atatürk’ü onurlandırmak için bu tarih ve bu saatte hayat kısa bir süreliğine duruyor ve herkes saygı duruşuna geçiyor. Bugün, Atatürk ve devrimleri sayesinde ay yıldızlı şanlı bayrağımız özgürce dalgalanıyor.

Einstein’ın Atatürk’e Mektubu

Einstein’ın mektubu sayesinde, Türkiye’de yüksek bilimsel eğitim reformunun başlaması kolaylaştırılmış oldu.

Yahudi bir Türk diş hekimi olan Sami M. Günzberg, Paris’te düzenlenen bir OSE konferansına katıldı. Orada Einstein’la tanıştı ve birlikte Türkiye Cumhuriyeti’ne yardım etmek için bir plan yaptılar. Einstein bu mektubu Atatürk’e ithafen yazarak Başbakan İsmet İnönü’ye gönderdi:

“Alman kırk profesörün ve tıp doktorun Türkiye’deki bilimsel ve tıbbi çalışmalarına devam etmelerine izin vermeniz için Ekselansları’nıza başvuruyorum. Yukarıda belirtilen kişiler, Almanya’da yasalar nedeniyle daha fazla pratik yapamazlar… Bu talebi yerine getirirken Hükümetin yalnızca yüksek bir insani yardım yapmasına aracı olmayacak, aynı zamanda kendi ülkenize de kar sağlayacaksınız.”

Einstein’ın mektubu 17 Eylül 1933 tarihinde yazıldı. Günzberg, Einstein’ın mektubunu Türkçe’ye çevirdi. İnönü’nün el yazısıyla yazdığı cevap mektubunda ise  “Maaşları bizim için uygun olmayacak” yazılmıştı. Yani kısacası teklifireddetti. Ancak Atatürk mektuptan haberdar olduğunda Başbakan, Milli Eğitim Bakanı ve Dr. Günzberg ile bir toplantı yaptı ve Einstein’ın teklifini derhal kabul etmelerini emretti.

Sadece Einstein’ın istediği gibi kırk kişi değil, Alman ve Avusturyalı Yahudi bilim insanlarının, ailelerinin ve yardımcılarının arasından birçok kişi Türkiye’ye taşındı. Böylelikle, Einstein’ın mektubu ile kolaylaşan yüksek bilimsel eğitim reformu Türkiye’de başladı. Gelecek 10-15 yıl boyunca tıp fakülteleri ile bilim ve teknoloji bölümleri, özellikle İstanbul’da gelişti.

Atatürk’ün harekete geçirici ilkeleri, batıl inanç ve dogma karşısında bilim ve nedenselliği benimsemesi, etnik köken ve din konusundaki titizliği ve haklılığı laik Cumhuriyeti besledi.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Mektup