YASAK AŞKIN MEKTUPLARI: CEMİL MERİÇ’TEN LAMİA’YA

Cemil Meriç & Lamia Hanım

‘Bu Ülke’ kitabında bizlere bir ayna tutmuş olan, bize bizi en sade ve etkili dille anlatmış yazarımızdır Cemil Meriç. Sosyoloji alanında yaptığı çalışmalarının hepsini kitaplaştırarak gelecek nesillere sunmuş fedakar bir kişiliktir. Fikir adamlığı ve dahiyane kişiliğinin kalıntıları olan eserleri ile hem yakın tarihimizi aydınlatır hem de geleceğe ışık tutar.

Cemil Meriç 1987’de hayata veda edene kadar çalışmalarını aynı meslek aşkı ile sürdürdü. Yazdıkça yolu aydınlandı, onun yolu aydınlandıkça bizim edebi dünyamız aydınlandı. Zor bir yaşamı olmuştu, Bulgaristan göçmeni bir ailenin çocuğuydu. Reyhanlı’da, ülke coğrafyasının insanı en derin acılara sevk etmiş topraklarında hayata gelmişti. Zorlu bir eğitim sürecinin ardından öğretmenliğe başladı. Aldığı eğitim nedeniyle iyi derecede Fransızca bilen bu adam, kendi çabalarıyla İngilizce öğrendi, doğduğu topraklar nedeniyle de Arapça ’ya hakimdi. Bu kadar dil bilmesi nedeniyle çok okudu. Her dilden her kaynaktan bilgiler edinebildi.

İstanbul Üniversitesi’nde eğitmenlik yaptığı yıllarda çoktan evlenmiş ve çocuk sahibi olmuştu. Eşi, Cemil Meriç’e her gün daha çok aşık oluyordu. Cemil Meriç için hiçbir fedakarlıktan kaçınmamıştı. Büyük aşkı nedeniyle bazı şeylere sessiz kalacaktı.

1955 yılında Cemil Meriç, miyop nedeniyle göremez hale geldi. Çalışmalarında öğrencilerinde yardım alıyordu. Aşkı Lamia’ya seslenmek için ise kızı ona yardım edecekti, ve annesi buna hiç ses etmeyecekti.

Lamia’yı hiç görmemişti, tanımamıştı. Aşkları dokuz ay sürdü. Bu süre zarfında Cemil Meriç kör olduğu için sevgilisine hitap etmesinde kızı ona yardım ediyordu. Bu yolla tam elli altı mektup yazdırdı Cemil Meriç, Lamia’nın yazdığı mektup sayısı ise 193… Dokuz aya sığdırılması güç bu rakamların yanı sıra bu aşkı da kolayca anlayamıyor insan. Belki de Cemil Meriç içinde bulunduğu psikolojik durumdan çıkış için bir yol olarak gördü Lamia’yı, belki tam da bu yüzden mektupların her satırında takıntılı bir aşka tanık oluyoruz. İkilinin yasak aşkı, Cemil Meriç’in eşinin göz ardı etmesi sayesinde 9 ay sürebildi. Bu süreç içerinde yazılan mektuplarda Cemil Meriç gibi bir düşünce adamının aşk dolu satırlarına tanık olabildik.

‘’Sevgiliye:

“Gök de sensin, yerde sensin!

Hem alansın, hem verensin!

Hem çiçeksin, hem derensin!”

Mektubunu okurken o Keşmir’li dilberi hatırladım. Kelimelerinde ezeli Nur’un en muhteşem lem’aları. Birden bir vahada buldum kendimi; bir çöl akşamı ve gök kubbede gülümseyen yıldızlar. Kelimelerin mektupdan gök’e uçtu, gök’e, yani gönlüme. Kelimelerin musiki oldu. Tevrat haklı: önce kelam vardı, kelam, yani sen.

Bütün kitaplar yavan, bütün şiirler soluk, bütün şarkılar ahenksiz. Zirvelerdesin, büyük mustariplerin, büyük ermişlerin, büyük ruhların kanat çırpdığı zirvelerde. Ve kendimden utanıyorum, ben toprağım, sen arş. Ben ten’im, sen gönül. Ben alev’im, sen ışık. “Ben sen’im” diyorsun. Saçlarımı okşamak istediğin zaman, kendi saçlarını okşa. Lal Ded’i hatırladım, gerçekde Lal Ded sensin, her asırda başka bir adla tecelli etmişsin.

Leyla bir tomurcuk, sen bir muhteşem gül. Leyla bir mısra, sen bir destansın. Leyla bir kıvılcım, sen bir şafaksın. Leyla bir tecessüs, Leyla bir masal, Leyla yaşamayan, Leyla bir yarım.

Hangi sevgili seninle boy ölçüşebilir? Lamiam benim. Sen doyulmayan, sen kanılmayan, sen rüya, sen gerçek.

Romeo’yu düşündüm ve güldüm. İmtihandan geçmeyen bir sevgi, bir saman alevi. Artık yirmi beş yıl önceye dönmek istemiyorum. Senin yanında zaman yok. Elest bezminden beri dudak dudağayız, seni kaburgamdan yarattım, hayır, gönlümden yarattım, kafamdan yarattım, belki de ben senin kaburganım. Cennette beraberdik ve ismin Havva’ydı. Yirmi beş yıl önce yine beraberdik. Ad’ın bilinmeyen’di, özlenen’di.

Yirmi beş yıl önce yine beraberdik, geceleri rüyalarımı süslüyordun, gözyaşlarımda sen vardın. Her kadında seni arıyordum. Yirmi beş yıl önce adın hasret’ti, sonra ümit oldu. Seni bulmadığım için, seni bulamadığım için gözlerim kapandı. Seni düşünerek intihar etmedim. Yirmi beş yıldan beri senin için yaşıyorum Lamiam.

Her kitabımda sen varsın. Hind’i ben yazmış olamam. Bende güzel olan ne varsa, senin ilhamın. Bende büyük olan ne varsa senin eserin. Sen günahlarınla bensin, ben faziletlerimle sen. Levislerini takdis ediyorum. Onlar olmasa insandan çok tanrıya benzerdin ve sana yaklaşamazdım. Teninle kadınsın, sesinle Tanrı. Istıraplarımı takdis ediyorum. Senin bende sevgiye layık bulacağın tek büyük taraf ıstıraplarım, ıstıraplarım yani sensizlik.

İki gündür çocuklarınla beraberim. V. çalışıyor, yarın gelecek. Hepsi iyi. Onlarla beraber olmak içime su serpiyor, dinleniyorum, öksüzlüğümü unutuyorum ve hayat geçiyor. Evet Lamiam, benimki nankörlük. On bir gün, on bir gecede bütün hazları yaşadıktan sonra yanıp yakılmak; ama cennetten kovulan Adem’in şikayeti bu.

Arzularımı susturamıyorum. Şımarığım, yaramazım, alçağım. Sel yatağına çekilmedi henüz. Mektuplarınla yaşıyorum. Garip bir hayat bu, seninle yatıyor, seninle kalkıyorum, ama yine de mütehassırım, yine de Lamiam benim, bütünüm, kemalim, zindanımı aydınlatan ışık, gözbebeğim.

Sana yolladığı kitaplardan utanıyorum. Sen bütün kitaplardan daha derinsin, sana yazdığım mektuplardan utanıyorum, kendi kendini oku. Muhammed’e nasıl iman ettiklerini anlıyorum. Tek mucize kelam. Kelam, yani sen.

Sabahleyin uyandığım zaman ezanı dinliyorum, sonra şarkılar söylüyorum sana.

Öperek…’’

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Mektup