Bir İntihar Mektubu ile Aramızdan Ayrılan Yazarlar

Bir İntihar Mektubu ile Aramızdan Ayrılan Yazarlar ve Şairler

İntihar… Şüphesiz ki bir insanın isteyebileceği veya deneyimleyebileceği en uzak ve en sıradışı bir girişim.. Ruhsal ve toplumsal sebeplerle insanın kendi yaşamına son vermeyi düşünmesi ve bunu gerçekleştirmesi.. Tabii ki bu düşünce şekli tamamen sağlıklı, muhakeme yeteneğini kaybetmemiş insanlar için geçerli değildir. İntihar, bireyin sonucunun ölüm olacağının tamamen bilincinde olarak, kendisinin ölümüne yol açacak bir eylem yapmasıdır. Bu durum ve düşünceye sevkedecek risk faktörleri arasında, majör depresif bozukluk, bipolar bozukluk, şizofreni, kişilik bozuklukları gibi zihinsel rahatsızlıklar, alkolizm ve madde bağımlılığı’’ bulunmaktadır. Kimsenin canına kıymayı düşünmeyeceği kadar huzurlu ve sakin bir yaşam dileğiyle, yazımızı sürdürebiliriz sevgili okur; ruhları hayatın getirdiği tüm olumsuzluklarla tüketilmiş insanların hikayesi bu…

  • Virginia Woolf

    Dünyada feminist yazıları ile nam salmış, Kendine Ait Bir Oda kitabı ile kendine hayran bırakan kadın… Virginia Woolf 59 yaşında iken hayatına son verdi, dışarıdan bakıldığında son derece konforlu bir hayat sürüyordu. Eşi siyaset bilimcisiydi, maddi durumu oldukça kuvvetli bir adamdı. Eşi Leonard Sidney Woolf, bulunduğu döneme kıyasla modern kafalı bir adamdı. Eşinin çalışması onun için problem teşkil etmedi. Hatta Leonard Woolf, eşi Virginia için bir basım şirketi kurdu ve Virginia’nın eserleri artık bu çatı altından yayınlanacaktı. Demiştik ya dışarıdan her şey güzeldi diye; Virginia’nın iç dünyası hiçbir zaman dışarıdan göründüğü gibi olmadı. Virginia, on üç yaşına geldiğinde annesini kaybetti. Onun için hayatının travması idi. Genç bir kız için annesini kaybetmek, tadabileceği en büyük acıdır. Gençliği, eğitime önem veren, baskıcı bir baba ile geçti.  Babası o yaşlarda olmasa da, Virginia’nın ileriki yaşlarında en önemli sığınağı olacaktı. Virginia’nın bu yaşlarda hastalığı belirtilerini göstermeye başladı. Kafasının içinde hiç susmayan sesler vardı. Genç yaşlarda katlanılabilir olan bu hastalık, yaşı ilerlediğinde intihar sebebi oldu. Hastalığın ilk belirtileri ortaya çıktığında Virginia, babasını da kaybetti, kendi deyimiyle artık yalnızdı. Ablası ve onun eşiyle birlikte bulundukları şehirden taşındılar. Virginia’nın ilk depresyonunu bu zaman diliminde yaşadı. Depresyonun sebebi bulunduğu şehri terk etmesi değil ablasının eşinin tacizleri idi.

    Depresyondan yazarak çıktı. Bu süreçte evlendi, eşine olan aşkı ile yaşama tutundu. Ancak, savaş döneminde tanık olduğu acılar ilk intiharına sebep oldu, ilk intihar girişiminde başarısız oldu. Kliniğe yattı ve tedavi oldu. Savaş döneminin tüm eserlerinde büyük bir yeri oldu, o süreçte tanık olduklarını asla unutamadı.

    Birkaç yıl sonra Virginia’nın bunalımları tekrar başladı. Bu sefer baş edemeyeceği kadar güçlüydüler, o da savaşma yolunu seçmedi. Çok sevdiği eşine şu mektubu bırakarak, evinin yakınlarındaki köprüden nehre atlayarak hayatına son verdi:

    “En Sevgili,

    Yine çıldırmak üzere olduğumu hissediyorum. Yaşadığım o korkunç anlara geri dönemem artık. Ve ben bu kez iyileşemeyeceğim. Sesler duymaya başladım. Odaklanamıyorum. Bu yüzden yapılacak en iyi şey olarak gördüğüm şeyi yapıyorum. Sen bana olabilecek en büyük mutluluğu verdin. Benim için her şey oldun. Bu korkunç hastalık beni bulmadan önce birlikte bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemezdim. Artık savaşacak gücüm kalmadı. Hayatını mahvettiğimin farkındayım ve ben olmazsam, rahatça çalışabileceğini de biliyorum. Bunu sen de göreceksin. Görüyorsun ya, bunu düzgün yazmayı bile beceremiyorum. Söylemek istediğim şey şu ki, yaşadığım tüm mutluluğu sana borçluyum. Bana karşı daima sabırlı ve çok iyiydin. Demek istediğim, bunları herkes çok iyi biliyor. Eğer biri beni kurtarabilseydi bu kişi sen olurdun. Artık benim için her şey bitti. Sadece sana bir iyilik yapabilirim. Hayatını daha fazla mahvedemem. Bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemiyorum.’’

     

  • Sylvia Plath

    Hayatı ve eserleri ile ülkemizde en çok bilinen ABD’li yazarlardan biridir. Biz onu Nilgün Marmara’nın hayatında bıraktığı izlerle daha yakından tanımış olduk. Hayatı boyu acılar çekti ve en sonunda ölümü seçti. İlk şiirini 8 yaşında iken yazdı. Şiir babasınaydı, babasının ölümü ona ilk şiirini yazdırdı. Ancak bu şiir tahmin edilenin aksine bir özlem şiiri değildi, Sylvia babasından nefret ediyordu. Ve ilk şiiri bu yüzden nefret üzerineydi.

    Gizdökümcü şiirin en önemli temsilcisi Sylvia Plath manik depresifti. Her şiirinde bu ruh halini kolayca gözlemleyebiliyor olsak da, onun hastalığı çok erken yaşlarda başladı. Üniversiteye gittiği yıllarda ilk intihar girişiminde bulundu. Bu başarısız girişimin ardından daha çok yazdı ve hayatının aşkı olan Ted Hughes ile tanıştı. Aşık olduğu adam da şairdi, bu nedenle Sylvia bu aşkın kendisini iyileştireceği ümidine sıkı sıkı tutundu. Sylvia tahmininde son derece haksızdı. Bu aşk onun sonu olacaktı.

    Tanıştıkları sene evlendiler Sylvia’nın bu dönemki şiirlerinde derin bir aşk gözlemlenir. Şiirleri umutla dolmaya başladığı anda anne olacağını öğrenir. Bu habere sevinmeye çok fazla fırsatı olmaz. Eşi Ted onu aldatmaya ve eve uğramamaya başlar. Sylvia boşanma kararı alır ancak gurundan daha önde gelen aşkı ona engel olur. Eşine geri döner ve tekrar çocuk sahibi olur.

    Sylvia büyük ümitlerle evlenmişti, şiirle dolu bir ev, iyileşmiş olan bir kadın ve mutlu çocuklar. Bu resim asla onun hayal ettiği gibi olmadı. Bu resim yerine Sylvia, aynada her gün ihmal edilmiş ve iki çocuğu ile kocasının yolunu beklemeye başlayan bir kadın görüyordu. Evlerine komşu olarak taşınan çiftin eşi ile de ilişki yaşayan Ted, Sylvia’nın için tahammül sınırını aşmış oldu.

    Hastalığı son raddesine ulaşmıştı. Artık o trajik intiharın günü gelmişti. 11 Şubat 1963 gününde çocuklarına kurabiye hazırladı, yanına süt de koyarak çocuklarının odasına çıkardı. Çocuk odasının kapısını kilitledi. Kapı aralıklarını bant çekerek kapadı. Mutfağa geçti, fırının gazını açtı ve kafasını fırının içine sokarak yaşamına son verdi.

    Ardında kısacık bir mektup bıraktı, mektup adeta bir yardım çığlığıydı. Asıl amacının, intihar değil de yaşadığı buhranlarla mücadele etmek olduğu bu acı not ile anlaşıldı:


    “Dr. Horder’ı arayın.”


  • Stefan Zweig

    Romanları, hikayeleri ve denemeleriyle hayatımızda ve kitaplığımızda önemli bir yere sahip olan Stefan Zweig, 1942 yılında yaşamına son vermiştir. Lise çağlarından beri şiirler yazan Zweig, Hitler’in Avrupa’yı içine soktuğu duruma katlanamayıp intihar etmiştir. Avusturyalı Yahudi olan Zweig, birçok dili bilen ve çocukluk yaşlarından itibaren sıkı bir eğitim almış bir kişiliktir. Yazdığı birçok eser ile dünyanın en çok okunan yazarlarından biri olmuştur. En önemli eserlerinden biri olan İnsanlık Tarihinde Yıldızın Parladığı Anlar kitabında, tarihe araştırmacı kişiliği ile farklı bir mercek altından bakmıştır. Çoğu eseriyle bütün dünyayı etkileyen Zweig, ne yazık ki tanık olduğu acılara bir çözüm üretememesi nedeniyle eşiyle birlikte hayata veda etmiştir.

    ‘’Özgür iradem ve açık bir bilinçle bu yaşamdan ayrılırken, son bir sorumluluk yerine getirilmeyi bekliyor: Bana ve işimi yapmama huzurlu bir ortam sunan harika ülke Brezilya’ya içten teşekkürlerimi sunmak. Her yeni günle bu ülkeyi daha çok sevmeyi öğrendim, ruhsal anavatanım Avrupa kendi kendini yok ettikten ve ana dilimin dünyası yok olduktan sonra, dünyanın hiçbir yerinde hayatımı bu kadar severek yeniden kuramazdım. Ama altmışıncı yaştan sonra tam anlamıyla yeniden başlamak çok özel bir güç gerektiriyor. Ve benim gücüm yıllar süren vatansız yolculuklardan sonra iyice tükendi. Bu nedenle hayatımı doğru zamanda ve doğru bir şekilde sonlandırmamın iyi olacağına inanıyorum. Ki hayatım boyunca tinsel uğraşım en büyük haz kaynağım ve kişisel özgürlüğüm en yüce değerim oldu. Bütün dostlarımı selamlarım! Hepsine uzun geceden sonra gelen tanın kızılllığını görmek nasip olsun! Ben, her zamanki sabırsızlığımla önden gidiyorum.”

 

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?