Mustafa Kemal Atatürk'e mektup
Mustafa Kemal Atatürk

Bir devleti küllerinden doğuran Atatürk, azmi ve başarıları ile tüm dünyaya örnek oldu. Onun mücadelesi lise yıllarından itibaren başlamıştı, bir şeylerin ters gittiğinin ve müdahalenin gerekli olduğuna inanıyordu.

Göreve başladığı ilk yıllarda, kendisini amansız savaşların ortasında buldu. Durmadan savaşmanın ve ardından işgale göz yummanın yanlış olduğunu biliyordu: Devlet politikaları yetersizdi. Atatürk, bu durumda kendisinin bir mücadele başlatması gerektiğine emindi.

Mücadeleye başlayınca yalnız olmadığını fark etti. Herkese ve her zorluğa rağmen mücadelesi sonunda başarıya ulaştı. Onun başarıları yalnızca Türkiye’de değil, tüm dünyada yankı buldu.

Atatürk’e Mektup | Ata’ya Yazılmış Mektuplar

Bir devlet başkanı da olan Atatürk’e sayısız mektup yazıldı. Bu mektupların her biri dönemin şartlarını anlamak açısından son derece önemli. Atatürk’e mektuplar, bir tarih kitabı kadar doyurucu bilgiye sahip.

10 Yaşındaki Amerikalı Çocuğun Atatürk’e Mektubu

Atatürk, başarıları ile tüm dünyayı etkilemeyi başardı. Dünya’da sınır haritaları büyük kayıplarla tekrar çizilirken, herkesin gözü, bir zamanlar dünya haritasının yarısına hükmeden Osmanlı’da idi. Osmanlı, tamamen değişmişti, ülkede hakimiyetini süren din temelli rejim değişiyordu. Atatürk en fazla öne çıkan isimlerdendi. Değişim onun adımları ile başlamıştı.

Atatürk, Cumhuriyet’i kurmaya kararlıydı ve bütün adımlar atılmıştı. Cumhuriyet’in ilan edilmesine daha bir gün vardı. Tarih 28 Ekim 1923. Atatürk’e, Amerika’dan sürpriz bir mektup geldi. Küçücük bir çocuk, ona olan hayranlığını dile getiriyordu. Beklenmedik bir mektuptu ve yüzünü güldürmeyi başarmıştı. Çocuk, ona ve Latife Hanım’a olan hayranlığını masumca anlatmıştı; bir de mektup istemişti.

‘’Gazi Mustafa Kemal Paşa Angora-Türkiye
Sayın Efendim,
Ben 10 yaşında, Amerikalı bir çocuğum. Türkiye ve yeni hükümetine büyük ilgi duyuyorum. Siz ve Bayan Kemal hakkında bir röportaj okudum. Türkiye hakkında bir defterim var ve şimdiden siz ve Bayan Kemal hakkında birçok yazı ve resim topladım. Lütfen bir Amerikalı çocuğa bir küçük not ve bir imzalı fotoğrafınızı gönderin. Bir gün, Türkiye’yi görebileceğimi umut ediyorum.
Saygılarımla,
Curtis La France”

Atatürk’ün Amerikalı Çocuğa Mektubu

Atatürk, bu mesajı elbette cevapsız bırakmadı. Çocuğa hayatı boyunca yanında armağan olarak taşıyacağı fotoğrafını gönderdi. Curtis La France’nin, Atatürk’e olan hayranlığı daha da artmış oldu.

“Türkiye Cumhuriyeti Riyaseti- Hususi
Ankara, 27.11.1339 (1923)
Mister Kurtis La France’a
Mektubunuzu aldım. Türk vatanı hakkındaki alâka ve temenniyatınıza (iyi düşüncelerinize) teşekkür ederim. Arzunuz vechiyle (arzu ettiğiniz şekilde) bir adet fotoğrafımı leffen (ilişikte) gönderiyorum. Amerika’nın zeki ve çalışkan çocuklarına yegâne tavsiyem, Türkler hakkında her işittiklerine hakikat nazarıyla (gerçekmiş gibi) bakmayıp kanaatlerini mutlaka ilim; ve esaslı tedkikata (araştırmalara) isnad ettirmeye (dayandırmaya) bilhassa atf-ı ehemmiyet eylemeleridir (önem vermeleridir). Hayatta nail-i muvaffakiyet ve saadet olmanızı (başarılı ve mutlu olmanızı) temenni eylerim.
Türkiye Reisicümhuru Gazi Mustafa Kemal’’

amerikalı bir çocuktan atatürke mektup
Curtis La France Tarafından Atatürk’e Yazılmış Mektup

Atatürk’ün İlk Aşkı Eleni Hanım’ın Yazdığı Atatürk’e Mektup

Atatürk’e Mektup yazan Eleni hanım.. Askeri ve siyasi başarılarıyla tanıdığımız Atatürk’ün özel hayatına dair çok az şey biliyoruz. Eşi Latife Hanım ve sevdiği kadın Fikriye Hanım dışında bildiğimiz kimse olmadı hayatında. Fikriye Hanım, onun gizli aşkıydı. Gizli aşkını anlatırken ‘Zamansız ayrıldım, bilinsin Fikriye’den’ diye anlattı bu aşkı.

Fikriye, Zübeyde Hanım’ın ikinci eşinin yeğeniydi. Bu üvey akrabalık nedeniyle aşkları yasaklı kaldı. Fikriye, Atatürk’e çok aşıktı. Atatürk’ün evlenmesi Fikriye’nin en büyük acısı olarak kaldı. Hastalığı, Atatürk’ün evlenmesiyle daha da arttı, bu hastalık eninde sonunda onu ölüme götürdü. Aşkları, tarihin en tozlu sayfalarına hapsoldu.

Atatürk’ün Selanik’te yaşadıklarına dair çok az şey bilsek de Eleni Hanım hikayesi yeni öğrendiğimiz konulardan biri. Eleni Hanım, Atatürk’ün ilk aşkıydı. Sevdaları hep gizli kaldı. Yaşları çok küçüktü. Eleni Hanım, Selanikli bir tüccarın kızıydı. Bir gün evinin balkonundan dışarı bakarken genç bir çocuk gördü. Yılın 1896 olduğu iddia ediliyor bu sırada. Gördüğü genç delikanlının mavi gözleri onu derinden etkiledi.

Mustafa Kemal, balkonda bekleyen bir kıza aşık olmuştu. Güzeller güzeli bu Rum kızını görmek için daima onun evinin sokağından geçiyordu. Eleni’nin babası çok zengindi, Mustafa Kemal ise bir katibin oğluydu. Eleni’nin babası, onun zengin bir adamla evlenmesini istiyordu; kızının geleceğine dair kurduğu tek hayal buydu.

Mustafa Kemal ve Eleni, gençliğin en masum yıllarında birbirlerine aşık olmuşlardı, gizlice buluşuyorlardı. Aşklarını herkesten ve her şeyden gizliyorlardı. İkilinin bu sırrı çok geçmeden ortaya çıktı. Eleni’nin babası, kızının, orta halli bir ailenin çocuğu olan gençle görüşmesine kati suretle karşıydı. Kızını eve kapadı. Mustafa Kemal ve Eleni artık birbirlerini göremiyorlardı.

Aşklarına engellerin koyulduğu bu dönemde, Osmanlı’nın hali içler acısıydı. Mustafa Kemal müdahalenin gerekli olduğunu biliyordu; bu nedenle ömrünü cephelerde geçirdi, cepheler yeterli gelmeyince yeni bir düzen için kolları sıvadı. Artık Eleni’yi unutmak üzereydi ki bir gün aldığı mektupla her şey allak bullak oldu. Atatürk, Latife Hanımla beraberdi o zamanlar, Eleni bunu duymuştu ve Atatürk’e bir mektup yazdı. Mektup, onu daima bekleyeceğini ve seveceğini anlatıyordu.

”Çok seneler geçti, ben halen her gün senden haber bekliyorum. Herhangi bir zamanda mektubumu alırsan, beni hatırla. Kağıttaki gözyaşlarımı görebileceksin. Yıllar ve olaylar geçiyor, seninle ilgili çok şeyler konuşuluyor. Mektubumu okurken, başka kadını seviyorsan, mektubumu yırt.

Manastırlı Eleni Karinte, bir gün tanıdığı ve aşık olduğu adama bütün ömrünü harcamıştır. Benim seni sevdiğim kadar, o kadını o kadar çok seviyorsan, kendisine hiçbir şey söyleme, senin kadar mutlu olmasını diliyorum. Fakat, balkondaki kızı hatırlıyorsan ve başkasını sevmiyorsan, seni beklediğimi ve ömrüm boyunca bekleyeceğimi bilmeni istiyorum.

Döneceğini, beni unutmayacağını biliyorum. Babam vefat etti. Beni senden ayırdığından tam bir yıl geçti, beni eve kapattı ve bir ay çıkmama izin vermedi. Ağladım, biliyorum ki tüm kilitleri ve hapisleri boşuna harcadı.

Beni evlendirecekleri adamı sadece bir kez gördüm ve kendisi bana onu sevebileceğimi söyledi. Ben kendisine, ‘Hayır, ben sadece ilk aşkımı seviyorum’ dedim. Babam beni hiçbir zaman affetmedi ve ben de kendisini affetmedim. O zamanlardaki gibi artık genç ve güzel değilim.

Ebediyen seni seven ve seni bekleyen, Eleni Karinte’n.”

eleni hanımın atatürke aşk mektubu
Eleni Karinte Tarafından Atatürk’e Yazılmış Aşk Mektubu

Sabahattin Ali’den Atatürk’e Mektup

Atatürk’e Mektup yazan Sabahattin Ali, tartışmasız bir biçimde söylenebilir ki bu ülkede yaşamış en önemli yazarlarından biriydi. Yazdıkları, her dönem kalbe dokunmayı başarıyor. Sabahattin Ali, ülke insanını öylesine iyi bir biçimde analiz etmiştir ki yaptığı tespitler bugün bile geçerliliğinin korumaktadır.

Sabahattin Ali’nin yazdıkları, ülkede o günlerde de sıklıkla okunuyordu; kıymeti tamamen sonradan bilinen yazarlardan değildi o. Yazdıkları elbette tamamen aşka dair değildi, ülke insanının problemlerini dile getirmeyi seviyordu. Onun yazıları ne yazık ki yaşadığı döneme uygun değildi, yazdıkları nedeniyle hapse mahkum edildi.

Sabahattin Ali, derdini anlatamadı. ‘Atatürk’e hakaretten’ tutuklandı. Yazdıklarını hakaret değil, birer öneri olduğunu anlatamadı. Kendisine yapılan haksızlığı anlatmak için Atatürk’e bir mektup yazdı. Yazdığı mektuptan hem dönemin şartlarını öğrenebiliyor hem de suçsuzluğuna tanık olabiliyoruz.

“Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Hazretlerine,

Zât-ı âlinizi îmâen ve telmihen tahkiri mutazammın (imâ ve kastederek hakaret eden) bir şiiri yazmış ve okumuş olmak cürmü ile bir sene hapse mahkûm edildim. Mahkeme zabıtlarının sathî bir tedkiki bile bu kararın nasıl bir zihniyetin tesiri altında verildiğini isbat edebilir. Fakat, Temyiz Mahkemesi tarafından tasdik edilmiş olması, hükmün isabetsizliğine dair daha çok söz söylemekten beni alıkoymaktadır. Beni en çok üzen yediğim ceza değil, sizin büyük isminizin şahsî intikam vasıtası olarak kullanılabilmesi ve buna müsamaha edilmesi keyfiyetidir. Kablî (önfikirli) hükümlerden, sakat düşüncelerden ve lüzumsuz korkulardan uzak bir heyete her zaman kabahatsizliğimi ispat edebilirim.

Fakat bütün bunlara lüzum kalmadan işi sizin yüksek kararınıza bırakmayı tercih ettim: ‘Ben böyle bir şey yapmadım’ diyor ve buna inanmanızı rica ediyorum. Benim şimdiye kadar yalan söylediğim görülmemiştir. Ne karakterde bir adam olduğum da Maarif Vekâleti’nden sorulabilir. Herhalde bana inanacağınızı ümit ediyorum. Şimdilik kendi sözlerim ve teminatımdan başka müeyyidesi (yaptırımı) olmayan bu iddiam inanılacak kuvvette görülmediği takdirde yine size müracaat ediyor ve affımı rica ediyorum. Eninde sonunda hakkımı ispat edeceğimi bilmesem böyle bir ricada bulunmazdım. Beni affedecek kadar büyük ve iyi kalpli olduğunuzdan eminim. Ellerinizden öperim efendim. 14 Nisan 1933.

Konya Hapishanesi’nde mevkuf, Konya Muhtelit Orta mektep Almanca Muallimi Sabahattin Ali”.

sabahattin aliden atatürke mektup
Sabahattin Ali tarafından Atatürk’e Yazılmış Mektup

Albert Einstein’ın Yazdığı Atatürk’e Mektup

Atatürk’e Mektup yazan Einstein.. Atatürk, bir milletin değişimi için asıl önemli olanın eğitim olduğuna inanıyordu. Bu inanç doğrultusunda, Cumhuriyet’in ilanından sonra birçok okulun açılmasını sağladı.

Eğitimin olmadığı yerde değişimin olmasına olanak yoktu; bu nedenle ilk olarak eğitimci açığını kapatmak gerekiyordu. Ülkede bir yandan öğretmen mektepleri açılarak gelecekti eğitmenler yetiştiriliyordu. Bir diğer yandan da yurtdışından, ilim ve bilim profesörleri getiriliyordu; çünkü eğitim ülkenin en acil ihtiyacıydı.

1930’lu yıllarda dünya yeni bir savaşı atlatmıştı. Her ülke yaralarını sarmaya çalışıyordu. Herkesin canı yeterince yanmıştı; dünya bir savaşa daha hazır değildi.

Albert Einstein, bilimde başarılı olduğu kadar toplumu okuma konusunda da başarılıydı ve gidişatı can sıkıcı buluyordu. Dünya’nın yeni bir global savaşa gebe olduğunu 1933 yılında iddia ettiğinde kendisine inanan kimseyi bulamadı. Almanya, aşırı milliyetçi akımların merkezi haline gelmişti. Avrupa’da olan en ufak bir olayın dünyayı etkileyeceği aşikardı.

Albert Einstein, dünyadaki çoğu politikacıya karşı bir duruş sergiliyordu; Atatürk hariç. Atatürk, ülkesini zor durumlardan kurtarmıştı ve herkesin kısa süre içerinde saygı duyduğu bir isim haline gelmişti. Atatürk’ün, Einstein’ı en fazla etkileyen yönü ise bilime verdiği değerdi.

Dünyadaki birçok ülke savaştan çıktıktan sonra eğitime verdiği bütçeyi kısıtlarken Atatürk tam tersini yapıyordu. Einstein, hayran olduğu bu insandan bir mektup yazarak bir ricada bulundu: Dünya’nın iyi bir yere gitmediğini biliyordu ve bilim insanlarının istikrarlı bir ortamda olması istiyordu, Atatürk’ten bilim insanlarına sahip çıkmasını istedi. Onlara kucak açarak hem dünyaya hem de ülkesine büyük bir iyilik yapmış olacaktı.

” Mükemmellik,

OZE Dünya Birliği’nin Şeref Başkanı olarak, Almanya’dan 40 profesörle doktorun bilimsel ve tıbbi çalışmalarına Türkiye’ de devam etmelerine müsaade vermeniz için başvuruda bulunmayı ekselanslarından rica ediyorum. Sözü edilen kişiler, Almanya’da halen yürürlükte olan yasalar nedeni ile mesleklerini icra edememektedirler. Çoğu geniş tecrübe, bilgi ve ilmi liyakat sahibi bulunan bu kişiler, yeni bir ülkede yaşadıkları takdirde son derece faydalı olacaklarını ispat edebilirler.

Ekselanslarından ülkenizde yerleşmeleri ve çalışmalarına devam etmeleri için izin vermeniz konusunda başvuruda bulunduğumuz tecrübe sahibi uzman ve seçkin akademisyen olan bu 40 kişi, birliğimize yapılan çok sayıda müracaat arasından seçilmişlerdir. Bu ilim adamları, hükümetinizin talimatları doğrultusunda kurumlarınızın herhangi birinde bir yıl boyunca hiçbir karşılık beklemeden çalışmayı arzu etmektedirler.

Bu başvuruya destek vermek maksadıyla, hükümetinizin talebi kabul etmesi halinde sadece yüksek seviyede bir insani faaliyette bulunmuş olmakla kalmayacağı, bunun ülkenize de ayrıca kazanç getireceği ümidimi ifade etmek cüretini buluyorum.

Ekselanslarının sadık hizmetkarı olmaktan şeref duyan,

Prof. Albert Einstein ”

einsteinin atatürke mektubu
Albert Einstein Tarafından Atatürk’e Yazılmış Mektup

Nazım Hikmet’ten Atatürk’e Mektup

Atatürk’e Mektup yazan bir diğer şairde Nazım Hikmet.. Vala Nureddin ‘’Bu Dünya’dan Nazım Geçti’’ adlı kitabında Nazım Hikmet ve Atatürk’ün karşılaşmalarını anlatır. Ankara’da, Atatürk ile İsmail Fazıl Paşa vasıtasıyla tanıştırılırlar. Atatürk’e genç şairler olarak takdim edilirler. Vala Nureddin, Atatürk ile karşılaştığı andaki heyecanını vurgular ve Nazım Hikmet’in alay edecek olmasından kaçındığı için Atatürk’ün elini öpmediğini söyler. Ardından tanıştırılma sırası Nazım Hikmet’e gelir. Nazım Hikmet ile de tanışan Atatürk karşısında gördüğü parlak gençlere bir tavsiye verir: ‘’′Bazı genç şairler, modern olsun diye, mevzusuz şiir yazmak yoluna sapıyorlar. Size tavsiye ederim, gâyeli şiirler yazınız.’’ Nazım Hikmet bu tavsiyeye uyar ve gayeli şiirler yazmaya daha keskin bir kalemle devam eder. Ne de olsa bu tavsiyeyi ülkesinin kurucu liderinden almıştır.

Öylesine aşkla yazdı ki gayeli şiirlerini, hapishaneye düştüğünde de vazgeçmedi o şiirleri yazmaktan ve en sonunda Attila İlhan’a şu sözü dedirtti o tavsiye: “Gazi’ nin tavsiyesine gelince, Nazım’ın bu tavsiyeyi yürekten benimsemediğini, kim iddia edebilir? Kim bilir, geçirdiği ‘Serencam’ın asıl sebebi, ‘gayeli şiirler’ yazması olmadı mı?”

Attila İlhan’ın dediği gibi belki de Nazım Hikmet’in hastalığa yakalanmasının asıl nedeni hapishane yıllarıdır. Nazım Hikmet o tavsiyeye uymayıp; daha çok aşk ama vatan aşkı değil demiş olsaydı bugün kitaplığımızda iki adet daha Nazım Hikmet kitabı olabilir miydi? Bu soru hiçbir zaman cevaplanamayacak fakat cevabından emin olduğumuz bir soru var; o soru da Nazım Hikmet’in ilk hüküm giydiği ve hapishaneye atılacağı davadan sonra, yazdığı mektup Atatürk’e ulaşmış olsaydı kaderinin değişip değişmeyeceği sorusudur.

“Cumhur Reisi Atatürk’ün Yüksek Katına,
Türk Ordusunu ‘isyana teşvik’ ettiğim iddiasıyla ‘15 yıl ağır hapis cezası giydim. Şimdi de Türk Donanmasını ‘isyana’ teşvik etmekle töhmetlendiriliyorum.

Türk inkılabına ve senin adına and içerim ki suçsuzum. Askeri isyana teşvik etmedim… Deli, serseri, mürteci, satılmış, inkılap ve yurt haini değilim ki bunu bir an olsun düşünebileyim. Askeri isyana teşvik etmedim. Senin eserine ve sana, aziz olan Türk dilinin inanmış bir şairiyim. Sırtıma yüklenen ve yükletilebilecek hapis yıllarını taşıyabilecek kadar sabırlı olabilirim. Büyük işlerinin arasında seni bir Türk şairinin felaketi ile alakalandırmak istemezdim. Bağışla beni. Seni bir an kendimle meşgul ettimse, alnıma vurulmak istenen bu ‘inkılap askerini isyana teşvik’ damgasının ancak senin ellerinle silinebileceğine inandığımdandır.

Başvurabileceğim en inkılapçı baş sensin. Kemalizm’den ve senden adalet istiyorum. Türk inkılabına ve senin başına and içerim ki suçsuzum.”

nazım hikmetin atatürke mektubu
Nazım Hikmet Tarafından Atatürk’e Yazılmış Mektup

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here