kanuni ve hürrem

Kanuni ve Hürrem aşkının ünü günümüze kadar ulaştı. Onlar hakkında birçok kitap yazıldı; aşklarının anlatıldığı dönem dizisi izlenme rekorları kırdı. Aşkları elbette mektuplara da yansıdı.

Kanuni, Osmanlı tarihinde en fazla toprak elde eden padişahlardan biridir. Babası, ona eşi görülmemiş bir büyüklükte miras bıraktı. Kanuni’nin babası Yavuz Sultan Selim, vefat etmeden önce devlet sandığına bir mühür vurdu ve kendisinden sonra gelen padişahlardan hangisi ondan fazla maddi kazanca sahip olursa onun mührünü kaldıracaktı. Yavuz Sultan Selim, devlete öylesine dolu bir sandık bırakmıştı ki ondan sonra gelen hiçbir padişah, onun mührünü sandıktan kaldıramadı.

Kanuni babasına saygı duysa da onunla son derece problemli bir ilişkileri vardı. Kanuni, Amasya sancağında iken Yavuz Sultan Selim, oğlunun onu öldüreceği korkusuna kapıldı. Korkusu, kabuslarına yandı ve en sonunda acımasız bir karar aldı: Oğlunu öldürecekti. Yavuz Sultan Selim’in bu girişimi başarısızlıkla sonuçlandı ve oğlu onu hiçbir zaman affetmedi. Kanuni, o zamanlar babasını affedememişti fakat günün birinde o da bu kabusu yaşayacaktı; ancak onun girişimi başarı ile sonuçlanacaktı. Babasından nefret etme nedeni, kendisinden de nefret etme nedeni olacaktı.

Kanuni, babasından dolu bir sandık almıştı, büyük dedesi İstanbul’u fethetmişti. Kanuni de adını kazandığı topraklarla duyuracaktı. Kanuni bu hırsı nedeniyle birçok toprak elde etti. Gençliğinde elde ettiği topraklardan birinden cariye olarak hayatının aşkı geldi. Kanuni, o zamanlar kendisine bir erkek evlat veren ve ailesinin onay verdiği bir kadınla evliydi. Hürrem’e olan aşkı, bu ilişkiyi temellerinden sarstı ve Kanuni’nin gözü Hürrem’den başkasını görmez oldu.

Osmanlı imparatorluğunda padişah olmak son derece zordu. Kanuni daima seferlerdeydi. Devlet o zamana kadar toprak elde etse de kanunlar anlamında çok zayıftı. Kanuni, seferde olmadığı zamanlarda daima kanunlar üzerinde çalıştı, bu çalışmalarının sonucunda adı tarihe ‘Kanuni’ olarak geçti.

Kanuni çocukluğundan itibaren kendini eğitime adamıştı. Birçok dili biliyordu ve vakit bulduğu her anda kitaplar ve şiirler okuyordu. Okumak, onu yazma anlamında çok geliştirdi. Şiirler yazıyordu, yazdığı şiirler sayesinde Osmanlı’nın en çok şiir yazan padişahı unvanını aldı. Şiirlerinde ‘Muhibbi’ mahlasını kullanıyordu. Hürrem ile tanışmadan önce yazdığı şiirlerde birçok konuyu işledi; Hürrem’den sonra yazdığı şiirlerin teması aşktı.

‘’Aşığız dünyada bir gül bahçesi isteriz
Karşısında şevk ile aşk ile bülbülü inler isteriz
Ey can tabibi bir ilaç sun dudağının şarabından
Hastayız ayrılık gecesinde derdimize derman isteriz
Ey zahit senin cennetini sanma talibiz
Çöp bile saymaz, aşk bahçesinde sevgiliyi isteriz
Aşkın sırrını ifşa etti gönül, mansur gibi
Onun zülfinin darında asılmak isteriz
Aşk çarşısında gördük buse malını
Can ve gönül parası ile geldik ki pazarlık isteriz
Dedim ey dilber, nedir bu işve, eziyet ve cefa
Güldü, dedi naz ile ağlayan aşıklar isteriz
Bu muhibbi yanağına, tüyüne zülfine kılmaz nazar
Bakmayız nakışına, biz bir sade yüz isteriz”

***

‘’Ey benim gülen yüzüm, sevgilim…
Senin güzelliğin dünyaya dedikodudur.
Bu ne güzellik? Bu ne yüz? Bu ne güldür?
Acaba saçın amberi görüp mis kokulu olmuş?
Bu ne saç, bu ne kahkül, bu ne zülüftür…
Aklım saçının kokusuyla doludur,
Bu ne güzel koku, bu ne ıtır, bu ne hoştur…
Gözyaşı dalgalarım taşıp başımdan aştı,
Bu ne deniz, bu ne ırmak, bu ne nehirdir…
Muhibbi ansızın divane oldu…
Bu ne aşktır? bu ne derttir? bu ne huydur…’’

Kanuni, Hürrem’e şiirler yazarak aşkını anlatıyordu. Hürrem, Kanuni sayesinde edebiyata merak saldı. Aşık olduğu ve çocuklarının babası olan adama daima hasretti. Kanuni daima seferlerde ve savaşlarda idi; İstanbul’da olduğu zamanlarda da sürekli çalışırdı. Hürrem’in, Kanuni’ye olan aşkı bu nedenle hep tazeydi; ona yazdığı mektuplar, Osmanlı arşivlerinde bulunan en romantik satırlardan biri olma özelliğine sahiptir.

Hürrem’in, Kanuni’ye Mektupları

“Ömrüm, azizim, sultanım, Allah’tan tek dileğim ve yüreğimin biricik arzusu, size tekrar kavuşabilmek ve ışık saçan yüzünüze bir defa daha bakabilmektir. Rabbimden elbette dilerim ki benim sultanım, candan ve gönülden sevdiğim şahım, dünyada ve ahirette hep mutlu olsun. İyi biliyorum ki benim sultanım, bu kulunu, kaderin bir cilvesiyle gördü ve sevdi, bu kuluna mutluluk ve huzur ihsan etti. Bu yüzden, mutlu olacağım gün, sadece size kavuşacağım gündür. Size, gözyaşlarımı damlattığım bir elbise gönderdim. Hatırım için giyesiniz. Fakir ve hakir cariyeniz Hürrem”

***

“Hazret-i Sultanım,

Yüz(ümü) yere koyup kutsal ayağınızın bastığı toprağı öptükten sonra, benim devletimin güneşi ve sermayesi sultanım, eğer bu ayrılığın ateşine yanmış ciğeri kebap, göğsü harap, gözü yaş dolu, gecesi gündüzünden ayırt edemeyen, özlem denizine düşmüş çaresiz, aşkınız ile divane, Ferhat ile Mecnun’dan beter tutkun kölenizi sorarsanız ne ki sultanımdan ayrıyım. Bülbül gibi ah ve feryadım dinmeyip ayrılığından (öyle) bir halim var ki Hak kafir olan kullarınadahi vermesin.

Benim devletim, benim sultanım, ayrıca bir buçuk ay oldu ki sultanım tarafından bir haber belirmedi. Hak en çok bilenlerinbilenidir ki, bu gidişle rahat yüzü görmeyip gece sabaha dek, sabahtan geceye dek bidüziye ağlayıp kendi hayatımdan el yuyup, dünya gözüme dar olup, bilmem ne edip neyleyeceğim. Zar eyleyip ağlayıp inleyerek gözüm kapıları gözlerken o eşi ve benzeri olmayan alemlerin Rabbi, aleme acıyan Allah, bütün aleme yardım edip, fetih haberini yetişti ve işitince Hak biliyor ki benim padişahım, benim sultanım, ölmüş idim taze can bağışladı. Yüce Allah’a bin şükürler, o yüce kapısına varılıp şenlikler mutluluklar oldu. Bütün alem karanlıklar içinden çıkıp Hakkın esirgeyiciliğine daldılar Allah’a şükürler olsun, minnet o Hüda’ya.

Daima benim sultanım, benim padişahım, dünya ve ahiret sultanı dayanağım, dünyaya baktığım iki gözümün ışığı, şahım sultanım, gazalaredip düşmanları toprak olup memleketler alıp yedi iklim zaptedesin. İnsan ve cin emrinize boyun eğip her bela ve kazadan Hak saklayıp kutsal kalbinden geçen her muradını kolay ede. Yardımcın olan Hızır İlyas arkanda olsun. Bütün emriler, peygamberler üzerinizde hazır ve nazır ola. Bütün dünya, mutlu gölgenizde hoşça yaşayıp mutlu ve gülen olalar.”

***

“Canımın Paresi Sa’âdetlü Sultânım Hazretlerine derûn-ı gönülden enva’-ı büsyâr can u dilden sad-hezârân hezâr bin dürlü hasret iştiyaklarıyla bin bin du’alar ve senalar edüb yüzümü hâk-i pay-i şerife sürüb mübarek dest-i şerifinizi pus ederim.

Benüm iki gözüm yoluna kurban olduğum devletlüm Padişahım, ümiddir ki, ben biçare cariyenizi kabul-ı müştak-ı azîm buyurula. Benim devletlüm ve benüm saadetim sultanım, mübarek mizac-ı şerifiniz nicedir? mübarek başınızdan ve cemi” azanızdan olsun ve mübarek ayağınızdan nicesiz? Şimdilik benüm devletlüm benüm sultanüm tamam hüsn-i afiyet üzeresiniz.

Benim iki gözüm devletlüm Padişahım, Bârî-i Te’alâ Hazretinden hâcetüm budur ki, Hazret-i Hak vücud-ı şerifini cem? hatalardan ve belâlardan saklayub hemîşe hakkın hıfz-ı emânında olub ömr-i Nuh süresiz inşaallah.

Benim Padişahım, benüm devletlüm, andan sonra Sultânım Cihangir Şah’ımın gözlerinden öperim. Andan sonra benüm saadetüm Hanum Peyk dürlü iştiyak ile yüzler sürüb hâk-i pay-i şerifinizi öper. Hüma Şah Ayşeciğim dahi Peyk Kadun hâk-i pay-i şerifinize yüz sürerler. Ümiddir ki, kabul oluna. Benüm Devletlüm, andan sonra sultanüm şehir ahvâlinden sorulursa, bi hamdillah emn ü emân üzere olub can u dilden sultanıma du’alar edüb cemî1 âlem sultanıma müştaklardır. Benüm devletlüm baki ne demek lâzım vesselam. Kemine Cariyen.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here