Bourdieu’ya Yazılmış Bir Aşk Mektubu

Bourdieu’ya Yazılmış Bir Aşk Mektubu

NellBeecham, doktora öğrenciliğinin ilk yılında Pierre Bourdieu’nun çalışmalarına olan sevgisinin sosyoloji okumayı seçmesine nasıl etki ettiğini bir aşk mektubu ile anlatır.

NellBeecham’nın Pierre Bourdieu’ya Aşk Mektubu

‘’16 yaşında aşık oldum. Her kelimesine asıldım, Paris’e taşınmak, Fransızca öğrenmek, gece boyunca teorileri hakkında konuşmak istedim. Büyülü, entelektüel, yaşımın dört buçuk katı ve ne yazık ki ölüydü…

2007’ydi ve Kuzey Londra’nın yapraklı banliyölerinde seçici bir altıncı forma(İngiltere, Kuzey İrlanda, Galler ve bazı Commonwealth ülkelerinin eğitim sistemlerinde, altıncı form, öğrencilerin A düzey sınavlarına hazırlandıkları orta öğretimin son 1-3 yılını temsil eder.)geçmiştim. Bugün size bu okula başlamanın başıma gelen en iyi şey olduğunu söyleyeceğim, ancak ilk dönemden beş hafta sonra babamın kollarında ağladım ve eski okuluma geri dönebileceğim bir yol olup olmadığını anlamaya çalıştım . Arkadaşım yoktu ve tüm derslerimde geride kalmıştım. Eski okulumdan nefret ediyordum ama en azından kuralları biliyordum: ne giyeceğimi, hangi müziği dinleyeceğimi, kiminle konuşacağımı ve en önemlisi kiminle konuşmayacağımı. Oradaki yuvarlak bir delikte kare bir çiviydim, ama bana mantıklı gelen bir dizi kod tarafından yönetilmenin güvenliği, sürekli karışıklığa ve işleri yanlış yapmaya tercih ediliyor gibiydi. Nasıl biri olduğunuzu anlarsanız, ezik olmayı kabul etmek çok daha kolaydır.

Yarıyıl geldi ve haftayı yeni okulumun bulgularını evden arkadaşlarla tartışarak geçirdim: Onlara uzun okul günlerini, ödevleri tamamlama beklentisini ve oradaki insanların giydiği garip kıyafetleri anlattım. Abercrombie ve Fitch, Hollister; Neden bir çift Nike da aynı fiyattayken düz bir kapüşonluya 70 £ harcar ki bir insan?

Sonraki 6 hafta geldi, çattı ve çabucak geçti. Grubumu buldum ve notlarımı yeniden düzeltmeye başladım. Benim gibi bir sürü çocuk vardı; sosyal grupların bir eritme potası gibiydi. Öğrenciler altıncı forma dahil olmak için hem özel hem de devlet okullarındangeçiş yapmışlardı. Ama bir şey barizdi. Hepimiz derslerde iyiydik, ama öğle yemeği zili çaldığında her birimiz kendi sosyal gruplarımıza dağılıyorduk. Ancak bu gruplar, posta kodlarına, etnik kökene veya daha önce okunulan okul türüne yakın oluyordu.

Noel’den Hemen Sonra, Bourdieu Geldi

Ondan önce birkaç kişi vardı, Marx ve Weber ile kısa süreli ilişkiler kurmuştum ve hiçbir zaman gerçekten ayrılmamış olsak da Bourdieu’nun hayatımıza girişi her şeyi değiştirdi.

Bir saf tutabilmek adına işleri ağırdan almaya başladık, sadece sermaye tahakkuk teorilerini inceledik. Ama 16 yaşındaki zihnim bir anda aydınlanmıştı. Sosyal teori kullanarak yaşadığım her duyguyu açıklamıştı ve hatta habitus clivé’ye bile ihtiyacımız olmamıştı. Distinction’ın ilk kopyasını 2007’de aldım: bir kelime anlamamıştım.Bu yüzden okurken daima sözlükten yararlanıyordum.

Bourdieu hakkında en sevdiğim şey, iktidarın sosyal ve sembolik olarak yaratıldığı, davranışların daha büyük tarihsel bilgi ve uygulamalara haritalanabileceği bir sınıf modeli tanımlamasıydı. Hayatın en büyük sırlarından birine izin vermiştim: oyunda kurallar olduğu ve bu kuralları bilmenin oynamayı kolaylaştırdığı gerçeğinin artık farkındaydım.

Bourdieu, dengede ‘iyi’ ya da ‘hak edilen’ hakkındaki varsayımlarımı bir kenara atmıştı. Kaynakların adil bir şekilde dağıtılmadığını ve “devam etmek” için gerekli olan kaynakların her zaman kolay tanımlanamayacağını kabul etmek zorunda kaldım.Bu kabul, ekonomik faktörlerin ötesine geçti ve sanat, tiyatro ve siyaset gibi kültürel makaleler hakkında bilgi sahibi olmamı sağladı. Dahası, ‘bilmek’ yeterli olmadığından, bu şeyler hakkında ‘doğru’ şekilde konuşmak için doğru dile sahip olmanız gerekiyordu.Bazıları, “adil değil” diyerek nihayet adalet bulabilecek genç tarafımı temyiz etti diyebilirim. Ama Bourdieu ‘işte bu yüzden’ dememe izin vermişti.

Yanımda Bourdieu ile insanların nasıl ince ayrımlar yaptığını ve kültürel bilginin otoriteyi savunmak ya da bağlantı kurmak için konuşmada nasıl konuşlandırıldığını çözmeyi öğrendim. Altıncı formum, farklı geçmişlerden gelen insanların buluştuğu bir mikrokozmos olan mükemmel bir çalışma alanı oldu. Buradaki öğrencilerin, kendi başkentlerinde uydurulmuş sermayeleri olanlarla uymayanlar arasında deşifre etmelerini sağlayan başkentlerin merceği aracılığıyla sınıfı okuma becerisi olduğunu fark ettim. Sonunda okulumdaki bazı grupların neden birlikte takıldıklarına dair bir açıklamam vardı! Gözlerim açıldı ve dünyam etnografikbir hal aldı.

NellBeecham’ın Sosyoloji Yolculuğu

Bourdieuokurken söylenmemişleri duymayı öğrendim. Bana duygularıma isim ve yer vermem için bir dil kazandırdı. Yıllar öncesine kadar bunlara adaletsizlik duygusuyla yaklaşmayı öğrenmeme rağmen, Bourdieu bana cevap istediğim bir dizi soru verdi. Sınıfın nasıl oluştuğu, yaşandığı ve yeniden üretildiği, bazı kimlik ve davranışların neden değerlendiğinin, diğerlerinin neden değersiz olduğu gibi çok sayıda soru işareti vardı. Sosyolojiye giden yolum yavaş yavaş çizilmeye başlamıştı.

Kuşkusuz o günlerde hayata daha pembe gözlüklerle bakıyordum. Bourdieusayesinde erken iletişim sorunları yaşadım. Kültürel sermaye kazanmak için ‘nasıl yapılır’ kılavuzu olarak çalışmalarını birkaç kez okuduğumu itiraf edeceğim. Ailem ilk başta bu konuda çok hevesli değildi, hiç kimse toplumun hastalıklarını gösteren ve onu kişisel hale getiren bir adamı sevmez. Ama yıllar içinde onu benim bir parçam olarak kabul etmeye razı oldular.

Bourdieu’ya sekiz yıl boyunca sıkı sıkıya bağlı kaldım. Eleştirel düşünme yeteneğimi geliştiren bu süreç boyunca başkalarıyla tanıştım. Aralarından bazıları ilk aşkım üzerine inandıklarımı ve düşündüklerimi tekrar düşünmemi sağlayan kişilerdi. Feministlere, rasyonalistlere, hatta bir psikoloğa bile aşık oldum. Ama bir şekilde hep Bourdieu’ya geri döndüm. Bana cevaplar kadar çok soru işaretleri de veren adama…’’

Pierre Bourdieu Kimdir?

Pierre Bourdieu, 1 Ağustos 1930’da Denguin, Fransa’da doğmuş; 23 Ocak 2002 tarihinde ise Paris’te ölmüştür. ÉmileZola ve Jean Paul Sartre geleneğinde kamusal bir entelektüel olan Fransız sosyologdur. Bourdieu’nun alışkanlık kavramı (sosyal olarak edinilen eğilimler) son postmodernist beşeri bilimler ve sosyal bilimler üzerinde etkili olmuştur.

Bourdieu, Güney Fransa’da işçi sınıfı bir ailede doğdu. Paris’teki daha prestijli bir okula geçmeden önce Pau’daki bir ortaokula gitti. Daha sonra Louis Althusser altında felsefe okuduğu École Normal Supérieure’a kabul edildi. Daha sonra Moulins’teki bir lisede ders verdi (1954-55).

Orduya alındı ​​ve 1955’te Cezayir’e gönderildi. Sonrasında Cezayir Üniversitesi’nde (1958-60) öğretim görevlisi ve araştırmacı olarak çalıştı. Oradayken, özellikle Berberice konuşan kabileler arasında etnografik araştırmalarda bulundu. Bourdieu’nun Cezayir’deki deneyimi, ününü ortaya koyan Sociologie de l’Algérie (1958; Cezayir) ile sonuçlandı. Fransa’ya döndü ve 1964’te ÉcolePratiquedesHautesÉtudes’de görev yapmadan önce Paris Üniversitesi’nde (1960-61) ve Lille Üniversitesi’nde (1961-64) Eğitim ve Kültür Sosyolojisi üzerine ders verdi.1981’de Collège de France’da sosyoloji bölüm başkanı oldu.

Bourdieu, en tanınmış eseri La Distinction (1979; Distinction) ‘da, yüksek sosyal ve kültürel sermayesi (veya statüsü) olanların lezzet hakemleri olduğunu ve bunun kendi özel zevkinin kişinin yaşadığı ortam ve sosyal sınıftan geldiğini savundu. Bir bireyin bu alanda nasıl yaşayacağı ve o alanda nasıl gezinileceği hakkında bilgi, alışkanlık olarak adlandırdığı şeydir. Diğer önemli eserleri arasında Esquissed’unethéorie de la pratique (1972; Bir Uygulama Teorisinin Ana Hatları), Le Senspratique (1980; Uygulama Mantığı), La Noblessed’état (1989; Devlet Asaleti) ve Sur la télévision (1996; Televizyonda) sayılabilir. 1975’ten itibaren Bourdieu, Actes de la recherche en sciencessociales dergisinin editörüydü ve 1989’da Liber incelemesini kurdu.

1980’lerden itibaren Bourdieu kendini işsizlerin, evsizlerin ve göçmenlerin haklarını savunmak adına kamusal alana adadı. Küreselleşme ve neoliberalizme karşı konuştu ve sıklıkla politik durumlar hakkında yorum yaptı. La Sociologieest un sport de combat (“Sosyoloji bir Savaş Sporudur”) adlı 2001 belgesel filmi Fransa’da sürpriz bir hit oldu.


Not: Bu içerik içinSüper Cadı‘ya teşekkürler..” 🙂

İlginizi Çekebilir:  Aziz Paul’un Esaretle Yazılan Mektupları

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Mektup