Piraye’den Nazım’a Mektuplar

Piraye’den Nazım’a Mektuplar

Edebiyatımıza eşsiz eserler katan Nazım Hikmet, aşkları ile çok konuşuldu. Biz onun aşkları içinden en çok Piraye’yi sevdik. Ölse aşkından vazgeçmeyen Piraye… Gururundan da hiç vazgeçmedi, aşkından ölse bile gururunu asla bir köşeye atmadı.

Piraye her zaman fedakar olan taraf oldu. Hayatının aşkı ile yirmi sene geçirdi. Bu yirmi senenin on üçü Nazım’ın oradan oraya sürüklenişi izlemekle geçti. Mutlu bir hayat yaşama hayalleri kurduğu anda, hayatının aşkının ondan vazgeçtiğini öğrendi.

Piraye’ye yazılan mektuplar ve şiirler edebiyatımıza renk kattı. Bugüne kadar biz hep onları okuduk, yazan taraf şair olunca daha çok ilgimizi çekmişti, ancak bu aşık kadın da sevgilisine öyle satırlarla seslendi ki; okuması her yüreğe ıstırap veren türden.

Nazım Hikmet’in uzun süre boyu hapishanede kalacağını öğrenen Piraye, çareler aramaya başladı. Çalmadık kapı bırakmadı. Her kapıdan aynı ses yükseldi ‘Tek çaresi yalvarmaktır.’ Piraye bu seslere aldırış etmedi, gerekirse assınlar dedi. Nazım Hikmet kimsenin önünde yalvarmazdı, biliyordu. Kendisi de asla yalvarmadı: ‘Ben Nazım’ın karısıyım, yalvarmam.’ dedi. O dönemde Nazım’a şu satırları yazdı.

‘’ Nazımcığım,

Kuzum, şekerim, metin ol, hepsi geçer. Ben metin olmaya çalışıyorum. Sen gittiğinden beri ekseri zamanım yatakta geçiyor.
Hiç olmazsa temyizi uzatmasalar. Sen artık ümidini kesmişsindir, bilirim. Metin ol. Hiç ümidini kesme. Elbette bir insaflı insan bulunur, belki kavuşuruz. Ne diyeyim, bilemiyorum. Ben üzülmemeye çalışıyorum, sen de öyle yap. Bakalım başımıza neler gelecek! Metin olalım. Herkesi kendimize güldürmeyelim. Dostumuz kadar düşmanımız da var. Bir şey yapmış olsaydın, bu kadar üzülmezdim. Bir hiç için, bir şey yapmadan yatıyorsun. Kabahatsizsin. Ama kime anlatırsın. İsmin çıkmış bir kere. Ellerinden öperim.’’

Piraye, her zaman Nazım’ın tutunacak dalı oldu hapishanedeyken. Nazım, onun için şiirler yazdı, resimler çizdi. Hepsi birbirinden özeldi. Kolunda kalan saati bozulduktan sonra, elleriyle Piraye’nin adını saatine kazıdığı zamanlarda Piraye’ye bir şiir yazdı. Şiir, Piraye’nin içine işledi. Nazım’ın orada hayata ne zorluklarla tutunduğunu anladı. Elinden geldiğince ona moral verecek bir mektup yazdı.

‘’ Nazımcığım,

Üzülme, sen orada sıkıldıkça, biz burada daha çok azap çekiyoruz. Bilirsin, benim güzel bir huyum vardır, her felaket karşısında taş kesilirim; sen de öyle yap. Üzülmekle, sıkılmakla eline bir şey geçmez. Bizi düşünme. Ben her işi düzeltirim.
Beni şimdiye kadar hiç üzmedin, böyle kötü şeyler düşünme. Güler yüzlü olur muyum bilmem ama senin yanında her zaman dünyanın en bahtiyar kadınıydım, öyle de kalacağım. Kocasından, on sene sonra atıldığı hapisten hala aşk mektupları alan kadının bahtiyar olmaması için ancak deli olması lazım. Sen en güzel senelerini bana verdin, en güzel aşk şiirlerini bana yazdın. En kuvvetli yazılarını benim yanımda yazdın, bütün eserlerinde benden bir parça var. Yüzündeki birkaç çizgi de benim yüzümden olmadı mı Nazım? (…)’’

Bu mektuptan sonra değişen bazı şeyler oldu. Nazım’ın sürgün hayatı başlamıştı. Ülke içindeki hapishanelerin hepsinde Piraye’ye yazmaya devam etti. Piraye, çocuklarını bırakıp sık sık görüşmeye gelemiyordu.

Bu böyle birkaç sene daha devam etti. Nazım’ın aşkı giderek azalmaya başlamıştı. Kafasında binlerce tilki dönmeye başlamıştı. Nazım o tilkilerle mücadele ederken, Piraye yoksullukla baş ediyordu.

1948 senesinde Nazım’a bir ziyaretçi geldi. Kuzeni Münevver. Çok güzel bir kadındı, evliydi. Nazım ona aşık oldu. Piraye’ye bir mektup yazıp artık karı koca ilişkilerinin bittiğini duyurdu. Münevver’e de aynısını yapmasını tembih etti. Münevver, Nazım’a tutulmuş olsa da, Nazım’ın hapisten çıkamayacağını anladığı için aynısını yapmadı. Nazım çok pişman oldu. Piraye’nin onu affedeceğinden emindi. Ama olmadı. Piraye, gururunu asla arka plana almadı. Nazım böylece dört duvar arasındaki yaşama katlanmasını sağlayan kadını kaybetti.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?