vincent van gogh

Vincent Van Gogh, hayatı boyunca maddi imkansızlıklar ve sahip olduğu ruhsal rahatsızlıklar ile mücadele etti. Hayatını resim yaparak ve yaptığı resimlerin hak ettiği değeri görmesini bekleyerek geçirdi. Ne yazık ki çoğu önemli sanatçı gibi onun eserlerinin de önemi ölümünde sonra anlaşılacaktı.

Theo’ya Mektuplar- Vincent Van Gogh

Hayatı hakkında birçok bilgiye sahip olsak da kendisinin iç dünyasına yazdığı mektuplar ile ancak tanık olabiliyoruz. Yaşadığı buhranları ve maddi imkansızlıklarla olan mücadelesini kardeşi Theo’ya yazdığı mektuplarda kendisi tarafından anlatılmıştır.

Resme olan düşkünlüğünün yanı sıra Van Gogh, aynı zamanda iyi bir okuyucuydu. Çoğu zaman maddi imkansızlıklar nedeniyle evine kapandığında hayatı edebiyat sayesinde yakalamayı başardı. Eserlerinde ortaya çıkan şiirsel yönü de elbette iyi bir okuyucu olması ile bağdaştırabiliriz.

Bilindiği kadarıyla Van Gogh hayatı boyunca 820 mektup yazdı. Yazdığı mektuplardan 650’den fazlasını hayat boyu destekçisi olan kardeşi Theo’ya yazmıştı. Geriye kalan mektupları ise kız kardeşi Wil’e, ressam arkadaşları Paul Gauguin, Anthon van Rappard ve Emile Bernad’a yazmıştı.

Van Gogh’un kardeşi Theo ona yazılan mektupların tamamını saklamıştı; ne yazık kişi ünlü ressam kardeşi kadar iyi bir koleksiyoncu değildi. Theo eşi Jo öldükten sonra abisinin ona yazdığı mektupları derleme kararı aldı. Abisinin öldükten sonra kavuştuğu beraberinde birçok dedikodu getirmişti ve o doğruların öğrenilmesi taraftarıydı. 1914 yılında bu çabası karşılıksız kalmadı ve kendisine yazılan mektuplarla beraber Van Gogh yazdığı bütün mektupları yayınlatmayı başardı.

Yayınlanan mektupların hepsi Van Gogh’un hayat görüşü hakkında önemli ipuçları barındırıyordu; aynı zamanda bu mektuplar ünlü ressamın eserlerinin aydınlatılmasında yadsınamayacak bir rol üstlendi. Resim dünyası, Van Gogh’un iç dünyasına inebilmek için hala bu mektupları yol gösterici olarak kabul ediyor.

Mektup elbette o dönemler için bir iletişim aracıydı. Theo ve Van Gogh bir dönem Paris’te beraber yaşadıkları için ressamın o dönemki hayatına dair hiçbir ipucu mektuplardan elde edilemiyor. Van Gogh eserlerindeki bazı imgelerin tam olarak anlaşılamamasının ve yorumlanamamasının temeli buna dayanıyor.

Van Gogh’un mektupları okunduğunda dünyayı fırça darbeleriyle etkileyen bu ismin, kaleminin de ne kadar kuvvetli olduğuna tanıklık edilebiliyor. Van Gogh’un bu kadar iyi bir yazar olmasının temelinde elbette iyi bir okuyucu olması yatıyor. Zaman zaman kendi üslubunu yaratan ressam, yazdığı mektupların çoğunda okuduğu yazarlardan birer parça taşımayı başarmıştır.

Vincent Van Gogh Sıkı Bir Edebiyat Tutkunuydu

Van Gogh, Emile Zola, Balzac, Michelet, Voltaire ve Gustave Flaubert gibi isimlerin eserlerini okumaktan büyük bir haz alırdı. Yazdığı mektuplarda okuduğu yazarların natüralist yönünü yansıtmıştır. Elbette Van Gogh gibi şiirsel eserler ortaya koyan bir ressamın şiir aşığı olması şaşırtıcı değil; ressam Keats şiirlerini okumayı son derece severdi. Hayatı boyunca maddi imkansızlıklarla boğuşmuş olan ressam, George Eliot, Charlotte Bronte ve Charles Dickens gibi isimlerin eserlerini, evinde resim yapmak için yeterli ışık olmadığı zamanlarda okurdu.

Vincent Van Gogh Tarafından Kardeşi Theo’ya Yazılmış Bazı Mektuplar

Arles, 8 Eylül 1888

‘’Sevgili Theo,

Çok güzel mektubun ve içindeki 300 frank için binlerce teşekkür. Birkaç haftalık sıkıntıdan sonra çok sevinçli bir hafta geçirdim. Sıkıntılar nasıl teker teker gelmiyorsa, sevinçler de öyle… Hep ev sahiplerime ödeme yapma güçlüğü altında eziliyorum ya, bu sefer de işi eğlenceli yanından ele alayım dedim ve söz konusu ev sahibine -ki aslında hiç de fena bir adam değil kendisine boşu boşuna ödediğim onca paranın acısını çıkarmak için o çürük barakasının resmini yapacağımı söyledim. Sonra da tam üç gece üst üste sabaha dek oturup resim yaptım ve gündüzleri uyudum. Bu olay, ev sahibini de daha önce resmini yapmış olduğum postacıyı da gece müşterilerini de beni de çok çok sevindirdi. Gecenin, gündüzden daha canlı, daha zengin renklerle dolu olduğunu sık sık düşünmüşümdür zaten. Yaptığım resim sayesinde ev sahibine ödediğim paraları geri almaya gelince, bunun üstünde durmuyorum bile, çünkü tablo (Gece Kahvesi) şimdiye dek yaptıklarımın en çirkinlerinden biri. Konu olarak değişik olmakla birlikte Patates Yiyenler ile eşdeğer bir resim…

Ramsgate, İngiltere, 28 Nisan 1876

Sevgili Theo,

Doğum günün kutlu ve mutlu olsun, daha nice yıllara… Karşılıklı sevgimizin gelecek yıllarla birlikte çoğalması dileğiyle… Böylesine çok ortak yanımızın olması beni öyle sevindiriyor ki yalnızca çocukluk anılarını paylaşmıyoruz biz… Benim şimdiye dek çalıştığım işte çalışıyor olman, bildiğim tanıdığım bir sürü insanı ve yeri senin de tanıman ve doğayı, sanatı bunca sevmen… Bay Stokes tatilden sonra aşınmaya niyetli olduğunu söyledi bana. Okul da taşınacak tabii, Thames Nehri üstünde, Londra’dan üç saat kadar uzaklıkta bir köye… Orada okulunu biraz daha değişik biçimde örgütleyecek, belki de büyütecek. Şimdi, dün yaptığımız bir yürüyüşü anlatacağım sana. Deniz kıyısında küçük bir koya gittik, giderken mısır tarlalarından geçtik…

Lahey, 31 Temmuz 1882

Sevgili Theo,

Geleceğin günü hevesle beklerken, sana erkenden hoş geldin demek için birkaç satır yazıyorum. Bu arada mektubunu ve içindekini aldığımı ve sana yürekten teşekkür ettiğimi de bildirmek istedim. Gerçekten çok makbule geçti, çünkü şu sıra çok çalışıyorum ve karşılanması gereken bir sürü gereksinmem var. Anladığım kadarıyla, doğadaki kara renk konusunda elbette aynı görüşteyiz. Aslında kesin, mutlak siyah yok. Ama beyaz gibi siyah da hemen hemen her rengin içinde var ve sonsuz gri çeşitleri oluşturuyor hepsi de ton ve güç bakımından birbirinden değişik. Öyle ki, doğada bu ton ve koyultulardan başka bir şey görmüyor insan gerçekte. Yalnızca üç tane temel renk var: kırmızı, sarı, mavi; “karışımlar” ise turuncu, yeşil ve mor. Ama bunlara siyah, biraz da beyaz ekleyince sonsuz gri çeşitleri elde edilebiliyor: kızıl gri, sarımsı gri, mavimsi gri, yeşilimsi gri, turuncumsu gri, leylağımsı gri. Kaç tane yeşilimsi gri olduğunu, örneğin, söylemek olanaksız. Çeşitlilikler sonsuz çünkü. Oysa, tüm renkler kimyası bu birkaç basit kuraldan daha karmaşık değil. Ve bunu açık seçik kavramış olmak, yetmişten fazla boya tüpüne sahip olmaktan daha değerli çünkü bu üç temel renk ve siyah ve beyazla yetmişten fazla renk çeşidi ve ton elde edebilirsin. Renkten anlamak demek, doğada gördüğün bir rengi hemen irdelemesini bilmek, örnekse, “bu yeşilimsi gri, sarı, siyah ve maviden oluşmuştur” diyebilmek demektir. Bir başka deyişle, doğadaki grileri kendi paletinde…

Arles, Nisan başı 1889

Sevgili Theo,

Sana ve nişanlına sonsuz mutluluk dilemek için yazıyorum bu birkaç satırı. Kutlanması gereken olaylarda genellikle iyi dileklerimi dile getirmekte çektiğim güçlük bir çeşit sinir hastalığı gibi bende. Ama sana, başkalarından daha az mutluluk dilediğim anlamına gelmez bu, sen de iyi bilirsin. Son mektubun için, ayrıca Tas set’den gönderdiğin boyalar ve içinde Forain’in desenleri bulunan Le Fifre’in eski sayıları için sana teşekkür edemedim daha… Özellikle sonuncular, kendi desenlerimin onların yanında ne kadar duygusal kaldığını gösterdi bana. Cevap yazmak için birkaç gün bekledim, çünkü Amsterdam’a ne gün hareket edeceğini bilmiyordum. Ayrıca, düğün Breda’da mı olacak yoksa Amsterdam’da mı, onu da bilmiyorum. Ama eğer, tahmin ettiğim gibi, Amsterdam’da olacaksa, pazar gününe kadar bu mektubu orada bulursun sanıyorum. Dostumuz Roulin daha dün beni görmeye geldi. Sana selamlarını ve tebriklerini iletmemi söyledi. Ziyareti beni çok sevindirdi. Sık sık bizim çok ağır olarak niteleyebileceğimiz yükler taşıması gerekiyorsa da güçlü bir köylü bünyesi olduğundan, bu yorgunluk onun her zaman sağlıklı ve neşeli görünmesini engellemiyor. Bense, ondan her an yeni yeni şeyler öğreniyorum…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here