Dünya Edebiyatında Mektup Biçiminde Yazılmış Romanlar

Dünya Edebiyatında Mektup Türünün Gelişimi

Dünya Edebiyatında mektup roman söz konusu olunca ilk örnek olarak 1699 yılında yazılan Portekiz Mektupları gösteriliyor. Fakat bu konuda da bir görüş ayrılığı var çünkü kitabın roman biçiminde yazılmış mektuplardan mı oluştuğu yoksa yazılmış mektupların bir araya getirilerek eseri mi oluşturduğu tartışılmaya devam ediyor. 1721’de Montesquieu tarafından kaleme alınan İran Mektupları, mektup tekniğinin çok daha ileri düzeyde kullanıldığı bir eser olması açısından önem taşıyor. Fakat hala iki kitabında bir mektup roman olarak kabul edilip edilmeyeceği konusunda bir uzlaşmaya varılabilmiş değil. Samuel Richardson tarafından 1740 yılında yazılan Pamela ve
Clarissa Harlow adlı eserler de Dünya Edebiyatının mihenk taşı olarak kabul gören ilk mektup romanlarındandır.

İlgili Konu: Türk Edebiyatının Mektup Türünde Yazılmış Romanları

Dünya Edebiyatının Mektup Türünde Yazılmış Romanları

Mektup, bizler için haberleşmenin en eski hali olsa da yirminci yüzyılın ortalarına kadar sıklıkla kullanılan bir iletişim biçimiydi. İnsanların, bir haber almak için günlerce yolunu beklediği mektuplar bazen iyi haberler getirirdi bazense kalp parçalayan haberler. Geçmişte bu kadar sık kullanılan bu iletişim aracı zaman içerisinde edebiyatın da içerisine girdi ve çok önemli eserlerin bel kemiği oldu. Dünya edebiyatında mektup biçiminde yazılmış romanların çoğu günümüz klasik edebiyatını oluşturur.

  • Vadideki Zambak- Balzac

    ‘’Toplum, anne olmaktan çok üvey annedir, gururunu okşayan çocukları sever.’’

    ‘’Onca günün içinde kendimize ait bir günümüz olacak mı?’’

    “Ceza yasaları, mutsuzluğu hiç tanımamış kimseler tarafından yapılmış!”

    Honore De Balzac.. 18. yüzyıl sonları ve 19. yüzyıl başlarında yaşayan yazar Balzac, asosyal ve içe kapanık bir kişiliğe sahipti. Yazar eserlerinin çoğunda evlilik kurumunu sert bir dille eleştirdi; bu eleştirilerin en büyük nedeni çocukken mutsuzluğun hakim olduğu bir evde büyümesiydi. Ailesi otoriter insanlardı, Balzac’ın yazar olma isteği ailesi tarafından son derece sert bir biçimde eleştirildi. Yaşamını borçlar içerisinde sürdüren yazar öldüğü güne kadar üne kavuşamadı. Dünyadaki çoğu sanatkar gibi yazar da eserlerinin, insan hayatına dokunan tarafları nedeniyle sevildiğini göremeden genç yaşında bronşit ve kalp rahatsızlığı sonucunda öldü.

    Vadideki Zambak, yazıldığı dönemin toplumsal izlerini taşıyan bir kitaptır. Realizm ve romantizm akımlarının güçlü yansımaları bu kitapta hissedilir. Kitap, dünyanın en ünlü aşk romanlarından biridir. Kitabın ana kahramanı Felix, aristokrat bir ailenin çocuğudur. Felix maddi imkanlara sahipken manevi yanı hep boşlukta kalmıştır; çocukken sevildiğini hiç hissedememiştir. Felix, hayatındaki sevgi açlığı balolar ve davetlerle kapamaya çalışırken kendisinden yaşça büyük bir kadınla tanışır. Bu kadına olan aşkının sebebi aslında anne sevgisine duyduğu açlıktır. Aşık olduğu kadın Henriette ona bunu anlatmaya çalışsa da başarılı olamaz. Henriette ölüm döşeğinde iken Felix’ten kızı ile evlenmesini ister. Felix, bu isteği kabul etse de kız bu adamla evlenmeyi reddeder. Felix, Henriette’nin ölümü ile bocalarken yeniden yalnız kalır ve bütün hayatını tekrar sevgiye aç bir şekilde devam ettirir.

  • İnsancıklar- Dostoyevski

    “Düzen falan beklemeyin burası Nuh’un gemisi…”

    “Mutlu da olsa kederli de olsa hatıra dediğin şey hep acıtır. En azından benim için, yine de bu acıda mutluluk da vardır. Tıpkı sıcak bir günü takip eden nemli bir akşamüstünde çiseleyen bir yağmurun güneşin kavurduğu zavallı ve sıska çiçekleri tazelemesi ve canlandırması gibi, anılar da ağırlaşan, sancıyan, ümitsizliğe kapılan ve kederlenen yüreği tazeleyip canlandırır.”

    ‘’Yeni açmış çiçek gibisiniz. Renginiz biraz soluk, ama yine de çiçek gibisiniz.’’

    Dünya’da Rus edebiyatı dendiğinde ilk akla gelen isim olan Dostoyevski, zorlu bir çocukluk geçirdi. Babası daima sarhoştu annesi ise hasta. Çocukluğundan itibaren büyük sıkıntılar yaşayan yazar, annesinin ölümünden sonra yaşadığı yeri terk etti. Annesinin ölümü üzerinden çok zaman geçmemişken babasının da ölüm haberini aldı. Okuduğu okullarda yüksek derecede başarılar elde eden yazar, ailesinin ölümünden sonra acısından mı yoksa özgürleşmesinden dolayı mı bilinmez, yıllarca uğruna eğitim gördüğü mesleğini bıraktı. İlk romanı İnsancıklar’ı askerdeyken yazdı. Daha sonraki yıllarda dünya klasikleri arasında yer alacak olan bu roman, yayınlandığı dönemde yazarı memnun edecek bir başarıya ulaşamadı yine de yazar bu kitabıyla birçok eleştirmenden olumlu not aldı. Mesleğine geri dönmek istemeyen yazar roman, hikaye ve dergi fıkraları yazarak hayatını kazandı. Dostoyevski’nin yazdığı çoğu eser bugün dünya klasikleri arasındadır.

    İnsancıklar kitabı, yazıldığı dönemin Rusya’sına bir ayna tutar. Fakir ve yaşlı bir devlet memurunun genç bir kıza olan aşkı anlatılır. Romanda aşk hikayesinin yanı sıra ülkenin ekonomik durumu ve toplumun yaşadığı sıkıntılar anlatılır. Makar, maddi imkansızlıklarına rağmen Varvara’ya her anlamda yardım eder. Uzaktan akrabası olan bu genç kıza aşkı için elinden gelen her şeyi yapar; fakat bir süre sonra Makar tam anlamıyla tükenmiştir. Varvara bu süreçte zengin bir adamla evlenme kararı alır; Makar, Varvara’nın iyiliği için başta bu fikre sevinse de sonraları büyük acılar çekmeye başlar.

  • Genç Werther’in Acıları- Goethe

    “Ah, gençliğimin tapındığı o sevgili ne oldu!

    Yok olacak idiyse ben onu niye tanıdım.”

    “Bir başkasının onu nasıl sevebildiğini, sevmeye nasıl hakkı olduğunu bazen anlayamıyorum, çünkü onu yalnız ben o kadar yürekten ve o kadar fazla seviyorum ki ondan başka ne bir şey tanıyor ne bir şey biliyorum; ondan başka da bir şeyim yok zaten!”

    ‘’Ah, bu boşluk! Göğsümdeki bu korkunç boşluk! Yalnızca bir kez, yalnızca bir kez yüreğime bastırabilsem onu…’’

    Maddi durumu iyi bir ailesi olan Goethe, çocuk yaşlardan itibaren bir aydın olarak yetiştirildi. Çocukken Latince, Fransızca ve Eski Yunan dili öğrenen yazarın, okumaya olan büyük aşkı eserlerine de yansıdı. Yaşadığı dönemde dünyada yaşanan savaşlar ve kıtlık onu derinden etkiledi. Goethe eserlerinin çoğunda içinde bulunduğu toplumu yansıttı ancak hayat standartlarından dolayı halka biraz üstten baktı. Hayatının en üretken dönemini ise yakın dostunun ölümü sonrasında yaşadı.

    Genç Werther’in Acıları bir aşk hikayesini anlatır. Werther genç bir hukukçudur, hayatında sakinliği tercih ettiği bir dönemde Lotte ile tanışır. Lotte’ye olan aşkı onu adeta bir çılgına çevirir. Lotte nişanlıdır ve evlenmesi hiç de uzak bir tarihte değildir. Lotte’ye yazdığı aşk mektupları başlarda ümit dolu olsa da sonraları Werther büyük ıstıraplarını kağıda döker. Werther’in acıları onu hayatından vazgeçecek bir noktaya kadar sürükler

  • Bilinmeyen Bir Kadının Mektupları- Stefan Zweig

    ‘’Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için?’’

    ‘’Senden uzaktayken mutlu, halimden memnun yaşamak istemiyordum, kendi kendimi acılardan ve yalnızlıktan oluşma, karanlık bir dünyaya gömmüştüm.’’

    Varlıklı bir ailenin çocuğu olan Zweig, küçük yaşlarından okumaya meraklıydı. Dünyaya olan merakı asla dinmiyordu. Hayatı boyunca edebiyatın birçok dalında eserler yazdı. Stefan Zweig’ın bütün dünyada tanınmasını sağlayan eserleri roman türünde olanlardır. Toplum analizini başarıyla yapan yazarın çoğu eserinin ana teması aşktır. İçinde yaşadığı siyasal ortamın ağırlığına dayanamayan yazar, eşi ile intihar ederek hayatına son vermiştir.

    Karşılıksız bir aşkın anlatıldığı bir roman olan Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, yazarın en dramatik eserlerinden biri olma özelliği taşır. Bir kadının ölümünden önce sevdiği adama yazdığı mektup, okuyucusu olan R.’nin hiç hatırlamadığı bir kadından yazılmıştır. Kadın bu adama tarifi olmaz bir aşk duysa da R.’nin bundan hiç haberi olmamıştır.

  • Leydi Susan- Jane Austen

    “Birini sevmek istemiyorsan her zaman bir bahane bulabilirsin.”

    “Görüş ve niyetlerimi sana açıkça söylüyorum: Seni korkularından yola çıkarak değil, izanından ve sevginden yola çıkarak kazanmak istiyorum.

    ‘’Küstah bir ruha boyun eğdirmekte, seni sevmeyeceğine baştan karar vermiş birine üstünlüğünü kabul ettirmekte tadına doyulmaz bir lezzet var.’’

    Aşk ve Gurur kitabı ile bütün dünyayı etkilemeyi başaran yazar Jane Austen, 12 yaşından itibaren hikayeler yazmaya başlamıştır. Bir köy papazının kızı olan Jane Austen’in eğitimi babası tarafından verilmiştir. Yedi kardeşi ile aynı evde yaşayan yazarın yeteneği küçük yaşlarından beri kendini belli etmeyi başarıyordu. İçinde bulunduğu toplumun derin yaralarını, eserlerinde mizah öğesi ile aktardı. Yazarın eserlerin önemli özelliği başkahramanlarının hepsinin kadın olmasıdır; kadın karakterler, eserlerinin sonunda muhakkak evlenir. 41 yaşında göğüs kanseri nedeniyle hayata veda eden yazar, dünya çapında üne kavuşmuş önemli kadın yazarlardan biridir.

    Birçok kitabının aksine yazarın bu kitabında ana karakter kötü sıfatını alır. Aşkı için her yolu deneyen Leydi Susan, çevresindekilere ihanet eder. Bu kitapta yer alan erkek karakterlerin büyük bir kısmı kandırılmaya açık saf kişilerdir. Erkeklerin bu saf karakterleri, Leydi Susan’ın zekası önünde birer oyuncak haline gelir. Tehlikeli kadın karakter Leydi Susan, kitabın sonunda istediği adamla evlenmeyi başarır. Leydi Susan kitabı, Aşk ve Arkadaşlık adındaki filminin senaryosunu oluşturmuş ve izleyici tarafından beğenilerek seyredilmiştir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here